Kanaat nedir? Peygamberimizin kanaatkârlığı nasıldı? Peygamber Efendimiz’in hayatından kanaat örnekleri...
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu haftaki cuma hutbesi “Cenâb-ı Hak, Her Hak Sahibine Hakkını Vermiştir” başlığı ile tüm camilerde okundu.
Kur’ân-ı Kerîm, nüzûlü tarihinden kıyamete kadar insanlığı irşâd edecek hidâyet rehberi. Bu itibarla her âyeti, dikkatle değerlendirmek durumundayız. Ahkâm âyetleri gibi, ahlâkî erdemleri işâret edenleri de, mücmeli ve mufassalı da, tarihî misâlleri de bizim için aynı derecede üzerinde durup düşünmeye değer.
Rasûlullah Efendimizi gözleriyle gören, onun mübarek kokusunu ciğerlerinde saklayan şerefli kafilenin en sonundaki bahtiyarın derecesine varmak elbette mümkün değildir. Zaten bizden bunu bekleyen de yoktur. Asıl mesele, onların yolunda olmak, deli gönlü O Büyük Kılavuz'un eşiğine bağlamaktır.
Zühd, dünyaya lâyıkından fazla değer vermeme, rağbet etmeme, kanaatkâr olma, her türlü dünyevîve, nefsânî zevke karşı koyarak kendini ibadete vermektir. Lâkin zühd, bu dünyadan tamamen el çekmek olarak anlaşılmamalı, dünyevi şeyleri gönle sokmadan takva ikliminde yaşamak şeklinde idrak edilmelidir.
Allah’ın kendisine verdikleriyle geçinmeyi bilmek yani kanaat sahibi olmak, aç gözlülüğü, doyumsuzluğu, nasıl olursa olsun kazanma hırsını, başkalarını kendi çıkarları için kullanma teşebbüslerini önleyebilecek yegâne fikrî, psikolojik ve ahlâkî esastır. Tarih içinde Müslüman milletlerin sömürgeci olmayışının temel sebebi, ümmet çapında sahip çıktıkları bu kanaat ilkesi ve uygulamasıdır.
Ham nefis, doymak bilmez. Îmânın lezzetini tatmış bir mü’min ise, kifâyet miktarı bir rızka hamd eder, hattâ onu bile paylaşacak insan arar.
Zenginlik deyince, bizim aklımıza mal, mülk ve servet sahibi olmak gelir. Bu, zenginliğin maddî ve görünen yönüdür. Ama asıl zenginlik bunlardan mı ibarettir? İşin bir başka yönü daha yok mudur? Diğer bir ifade ile zenginlik, kasa - kese ile başlayıp orada biten bir mesele midir? Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.” [1]