İstişâre, bir işe başlamadan evvel, bilgisine, tecrübesine ve ahlâkına îtimâd edilen kimselerle fikir alışverişinde bulunmak, onlara danışmak demektir.
I. Ahmed Han, Kânûnî’den sonra devlet işleri ile bizzat ve yakînen meşgûl olan nâdir sultanlardan biri idi. Çocuk yaşta pâdişah olmuş, daha o yaşta bile zekâsı ve rûhî derinliği sâyesinde mükemmel kararlar alıp, devleti yönlendirmiştir. O, dâimâ ilim ve irfan sahipleri ile istişâre ederdi. Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri gibi bir velînin başarılı bir talebesi idi.
Hizmette istişâre ile hareket etmek, ilâhî bir emir ve mühim bir sünnettir.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Şu üç kişiyi istişâre heyetine alma: Seni yoksulluğa düşmekle korkutarak iyilik yapmana mânî olan cimriyi. Büyük işler karşısında azmini kıracak korkağı. Gözünü hırs bürümüş muhterisi.”