İslâm’da temel bir esas olarak, vücut ve mekân temizliği yapılmadan bazı ibadetler câiz ve makbul görülmemiştir. Bu meyanda meselâ tuvalet âdâbına çok ehemmiyet verilmiş, Müslümanların elbiselerine necâset sıçratmaması, güzelce istibrâ yapması emredilmiştir. Nitekim Allah Resûlü: “Kabir azabının çoğu, necâsetten gereği gibi sakınmamaktan kaynaklanır” buyurmuştur. (İbn-i Mâce, Tahâret, 26)
Eskilerin zarif deyimiyle def-i hacet, yani tuvalet ihtiyacı insanın en doğal ve zorunlu ihtiyacıdır. İslâm Peygamberi bu doğal ihtiyacın giderilmesine bile bir incelik, ölçü ve ahlâk getirmiştir. Sadece getirmekle kalmamış aynı zamanda bunu ilk Müslümanlar için bir öğretim konusu yapmıştır. Tuvalet âdâbı, aynı zamanda temizlik bilincini, ötekine saygı anlayışını, çevre duyarlılığını ve hatta zihnen ve bedenen temizlenme ve temiz kalma iradesini içeren bir öğretiyi yansıtmaktadır. Beden temizliği esasen kendileriyle ruhî temizliğin hedeflendiği ibadetler için de ön şarttır. Bir ön hazırlık safhasıdır. Bundan dolayı Allah Resûlü, “Temizlik imanın yarısıdır.” buyurmuştur.