Hiçbir müʼmin, din kardeşlerinin ıztırâbını görüp de “Bana ne!” diyemez. “Onlar tâlihine küssün!” deyip acılarına bîgâne kalamaz. Zira gerçek bir müʼmin; Komşusu açken tok yatamayan, üşüyenler varken ısınamayan, din kardeşleri zor durumdayken huzur bulamayan, ihsan ve ikram etmenin mânevî hazzıyla rûhunu doyuran, muzdariplerin yüzünü güldürmekle huzur bulan, diğergâm, hassas ve fedakâr insandır.
İslâm bizden nasıl bir kardeşlik ufku istiyor? Bu hususta Müslümanlara düşen vazifeler nelerdir?
On dört asırlık İslâm tarihi, îman kardeşliği kıvamının yakalandığı devirlerdeki zaferler ve fetihler, yaşanmadığı devirlerdeki hezimetler ve kayıplar manzumesidir. O kardeşlik varsa, Endülüs bir avuç müslümanla fethedilmiş; o kardeşlik yerini tefrikaya ve düşmanla ittifâka terk etmişse, yüz binlerce müslümanın durduramadığı bir hezimet ve fâcia ile o topraklar kaybedilmiştir.