Sünnet, Kur'an-ı Kerim'den sonra İslam’ın ikinci kaynağıdır. Çünkü Cenab-ı Hak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i İslam Dininin tebliği ile görevlendirmiş ve O'nda insanlar için güzel bir örnek olduğunu bildirmiştir.[1]
İslâm alimleri, aşağıdaki hadisi delil göstererek buluğ çağına gelmemiş çocuğun haccının sahih olduğuna hükmetmişlerdir.
Yaşanmayan ve örnek davranışlarla misallendirilmeyen hakîkatler, kuvveden fiile, teoriden pratiğe çıkma imkânı bulamaz. Yani hayata geçirilmeyen fikirler, ebediyyen kitap satırları arasında kalmaya mahkûm olur.
İslâm âlimleri, Kur’ân kıraatinden maksadın; onun hikmet ve mânâlarını tefekkür etmek ve muktezâsınca amel etmek olduğunu söylemişlerdir.
Hâcegân yolunun belli başlı esasları ve sahih bir tasavvuf yolunun ne gibi düsturlara sahip olması lâzım geldiğinin misâli...
Cenâb-ı Hak, lutfettiği maddî-mânevî bütün nîmetlerden âhirette biz kullarını hesâba çekeceğini birçok âyet-i kerîme ile beyân buyurmuştur.
Allah dostlarından Fudayl bin Iyâz Hazretleri’nin şu hâli, kâmil mü’minlerin gönül kıvâmına güzel bir örnektir:
İslam düşünce tarihinde Hz. Peygamberin (a.s) anne ve babasının âhiretteki durumuyla ilgili olarak birçok risale yazılmıştır. Bu meselenin arkaplanında Kur’an’da “müşriklerin necis”2 olduğuna dair bilgi ile Hz. Peygamberin anne-babasının bu bağlamdaki durumunun nereye oturduğu meselesine açıklık getirme düşüncesi vardır.
İslam için, ümmet için, insanlık için bir şeyler yapmalıyız. Yapabileceğimiz en iyi şeyi yapmamız, hem kolay, hem de yararlıdır. Oturup seyirci kalmamalı, bir şeyler yapmalıyız.
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in muhabbet deryasına gark olmak, O’nda yok olmak... Bu hâlin alâmeti, Kur’ân ve sünnet modelini hayatın her safhasına aksettirebilmek... Bu o kadar mühimdir ki, fenâ-fi’r-rasûl mertebesine vâsıl olamayanlar, hiçbir zaman fenâ-fillâh mertebesine ulaşamazlar.