Cenâb-ı Hak cömert kulunu sever ve diğer insanlara da sevdirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların en cömerdi idi. Kendisinden önce ashâbını ve ümmetini düşünürdü.
Cenâb-ı Hak, affeden kullarını çok sever. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “O (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah için infâk ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da (bu şekilde bütün hâl ve ibadetlerinde) ihsan sahibi olanları sever.” (Âl-i İmrân, 134)
Sadakayı, ona en lâyık olana vermeye çalışmak, mühim bir infak âdâbıdır. Yani işin kolayına kaçıp rastgele vermek değil; “Onlar ki zekât vermek için faâliyet gösterirler.” (el-Mü’minûn, 4) âyetinde işâret edildiği gibi, hakkın tam yerini bulması için, bir ibâdet vecdiyle, ciddî bir emek sarf ederek verebilmektir.
İslâmî edep ve nezâket, infâk edebilmeyi, nîmet telâkkî etmeyi gerektirir. Ayrıca veren, alana teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Çünkü onu mes’ûliyetten kurtarıp ecir kazanmasına vesîle olmaktadır.