Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Münâfıklar, içten pazarlıklı, kendilerini “uyanık” ve “akıllı” sayan tiplerdir. Gönülleri kâfirlerle birlikte atarken, dilleri müslüman olduklarını söyler. Akılları, bedenleri, kalpleri birbirinden ayrı çalışır. Müslümanların arasında yaşadıkları için, onlar gibi görünmek zorundadırlar. Onlar gibi namaz kılmak, onlar gibi zekât vermek ve cihada gitmek zorundadırlar. Ancak ayaklarını sürüye sürüye bunları yaparlar.