“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrâk edenler, onda oruç tutsun…” (el-Bakara, 185)
Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de zamana yemin ediyor. Hayat ırmağımızın hızla akmakta olduğunu, fânî ömürlerimizin büyük bir hızla tükeniş hâlinde bulunduğunu hatırlatıyor. Dünyâ hayâtının kısa bir zaman dilimi olduğunu, asıl hayâtın âhiret hayyâtı olduğunu açıkça beyan buyuruyor. Bizleri gaflete karşı îkaz ediyor.
Esâsen, insanlık tarihi boyunca hiçbir filozofun görüşlerini hayatına tatbik ederek saâdet ve selâmete ermiş bir toplum gösterilemez. Onların öne sürdükleri fikirler, yaşanması mümkün olmayan kuru nazariyelerden ibaret kalmış ve umûmiyetle kütüphanelerin tozlu raflarındaki kitaplarda hapsolmaya mahkûm olmuştur. Hayata intikâl ettirilmek istenen bâzıları ise yeryüzünü kan ve gözyaşıyla sulamaktan başka bir işe yaramadan, kısa bir müddet sonra tarihin çöplüğüne atılmışlardır.
Allâh’ın sevdiği bir kul olabilmek husûsunda Peygamber Efendimiz–aleyhissalâtü vesselâm-’ı tanımanın, sevmenin ve itaat etmenin ehemmiyeti nedir?
Peygamberimize olan bağlılığından dolayı 'sıddık' sıfatıyla bilinen ilk halife; Hz. Ebubekir... Adalet timsali olan ikinci halife; Hz. Ömer... Haya abidesi olan üçüncü halife; Hz. Osman... İlmin kapısı olan dördüncü halife; Hz. Ali... Araştırmacı - Yazar Mustafa Eriş, Hulefa-yı Raşidîn efendilerimizi islamveihsan.com'a anlattı.
Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus uzun soluklu bir ibadet. Özellikle son zamanlarda bazı din adamları tarafından çeşitli yönleriyle tartışılan teravih namazının dindeki hükmü nedir? Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım anlatıyor...
Nefsin bitmek bilmeyen fânî arzu ve emellerini, azim ve irâdesiyle eritemeyen ham ruhlar, ne dünyada rahat yüzü görebilir ne de ukbâda huzur ve saâdete erebilirler. Oruç da; rûhâniyeti nefsâniyete, bâkîyi fânîye, takvâyı fücûra gâlip getirmek için nefse karşı girişilen büyük bir cihaddır.
Mevlânâ’nın eserlerinde geçen ney, aslında “insan-ı kâmil”i temsil etmektedir. Sazlıktaki bir kamışın ney hâline gelene kadar geçirdiği devreler, insanın olgunlaşmasını, yani “nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye” basamaklarını ifâde eder.
Felsefî düşünce mahsullerinin bütünüyle yanlış olduğu söylenemez. Zira filozoflar da hayat ve kâinâtı müşâhede, muhâkeme ve tefekkür edişlerindeki isabetleri ölçüsünde, bâzı doğrulara da ulaşabilmektedirler.
Akılla pek çok ilâhî hakîkat kâmil mânâda kavranamayacağı içindir ki İslâm, “gayba îmân”ı emreder. Bu gerçeğin en kuvvetli delillerinden biri, “rûhun mâhiyeti” hakkındaki târihî iddia ve münâkaşalardır.