Bütün ilimler, Allah Teâlâ’nın varlıklara ve hâdiselere koyduğu kânunların keşfinden ibârettir. İlimlerin ilerlemesi de bu keşiflerin artırılması ile mümkündür. Lâkin bu tabiî kânunları tespit edip orada takılı kalmak, hakîkî mânâda “bilmek” değildir. Peki hakîkî manada "bilmek" nedir? Bilmek ve amel nasıl bir bütündür? İlmi ile amil olmak ne demektir?
Bütün ilimlerin nihâî gâyesi ve zirvesi, mârifetullah’tır, “Allâh’ı kalben tanıyabilmek”tir. Bu cihan dershânesinde yapılacak esas tahsil de “Hakk’a kulluğun tahsili”dir.
İnsanlar bilgiye ihtiyaç duyma hususunda diğer mahlûkattan bariz bir şekilde farklıdır. Diğer varlıkların ilme ihtiyacı yoktur. Kedilerin yahut kuşların bizim anladığımız mânâda ilme, talime, öğrenmeye ihtiyacı olmaz. Çünkü onlar hayatlarını, Cenâb-ı Hakk’ın doğuştan kendilerine lutfettiği sevk-i tabiîler (içgüdüler) ile sürdürmektedir.