Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, insanlığın önünde bir “Sirâc-ı Münîr”, yani karanlıkları aydınlatan bir ebediyet kandili.
Mü’min, güç ve kudretin ancak Allah’tan olduğuna inanarak, hizmetlerdeki başarısından dolayı nefsine bir pay çıkarmamalıdır. Hattâ Cenâb-ı Hak kendisini böyle bir hizmetin gerçekleşmesine vesîle kıldığı için, O’na karşı şükrünü artırmalıdır.
Dinin özü, Hakk’a teslimiyetten ibarettir. Her şeyde O’nun irâdesini ve hikmetini görerek, hissederek, büyük bir hayranlık içinde bediî güzellikleri seyretmek ve ilâhî kudret akışları karşısında yürek ürpertisiyle: “Seni tesbih ederiz Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın” diyebilmektir.
Kelâm-ı kibarda buyrulduğuna göre kendini bilenler üç zümre olarak ifade edilir.
Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmelerde yedi kat semâdan bahsetmektedir. Görülebilen birinci kat semâ ise diğer katları insanoğlunun akıl ve idrâki nasıl kaldırabilir ki?!