Mısır’ı Firavun âilesi idâre ediyordu. Bunlar zâlim ve kibirli kimseler idi. Hududdan, yabancı ve güzel bir kadın şehre girdiği zaman hemen Firavun’a bildirilirdi. Evli ise kocası öldürülür, eğer erkek kardeşi var ise, kadın ondan istenirdi.
Ateşe atılma hâdisesinden sonra Allâh -celle celâlühû- İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın ve O’na îmân edenlerin rahat ibâdet etmeleri, ayrıca Nemrûd ve Keldânî kabîlesinin üzerine gönderilecek olan ilâhî azaptan da muhâfaza olunmaları için hicret etmelerini emir buyurdu.
Nemrûd ve avânesi, O’nun ateşe mancınıkla atılmasına karar verdiler. Yerdeki ve gökteki melekler, O’na yardım etmek için Allâh’tan izin istediler. Hz. İbrahim’e gelerek ısrarla ona yardım etmek istediler. Hz. İbrahim ise onlara “–Dost ile dostun arasına girmeyin! Rabbim ne dilerse ben ona râzıyım! Kurtarır ise, lutfundandır. Eğer yakar ise, kusûrumdandır. Sabredici olurum inşâallâh!” diye mukâbelede bulundu.