Namazın beden ve kalb âhengi içinde kılınması zarûrîdir. Ancak böyle bir namaz mü’mini fahşâ ve münkerden koruyabilir.
Huşû: Allah Teâlâ’ya karşı korku ve sevgi ile boyun eğme; bu duygu ile meydana gelen hâl. Alçak gönüllülük, aşağıdan alma, tevâzu anlamlarına gelmektedir.
Huşû, Allâh’ın emirlerini vecd içinde îfâ etmek, nehiylerinden de büyük bir titizlikle sakınmaktır.
Huşu nedir? Huşû, sadece bedensel bir duruş mu, yoksa kalpten doğan derin bir teslimiyet mi? Gerçek huşû hâline nasıl ulaşılır?
İbadetlerin zâhirî şartları kadar bâtınî şartları da ehemmiyetlidir. Nasıl ki namaza, tahâret, abdest gibi zâhirî şartlar ikmâl edilmeden başlanamazsa; ihlâs, huşû ve huzûr gibi kalbî şartlar sağlanmadan, yani kalp mânen hazırlanmadan da namaza başlanamaz.
Namazda bedenin kıblesi Kâbe, kalbin kıblesi ise Cenâb-ı Hakʼtır.
Dünya serî-üz zevâldir. Her gelen muayyen bir müddet yaşar. Bazısı genç, bazısı yaşlanmış bir şekilde ahirete intikal eder. Ne mutlu bu imtihanı verebilenlere...
Abdullah Sert Bey, namazda huşû elde etmenin nasıl mümkün olacağını anlatıyor...
İbadetler, belli zamanlarda îfâ edilip tamamlanırlar. Fakat kulluk dâimîdir. Îman, kalbin Cenâb-ı Hakk’a dâimî bağlılığıdır. Bu sebeple îmânı aşk ile yaşayan Hak âşıkları da, ibadette aldıkları feyz ve rûhâniyeti, her nefes devam ettirirler. Hiçbir zaman ve mekânda Hak’tan gâfil kalmazlar. Her an huzûr-i ilâhîde olduklarının şuuru içinde bulunduklarından, onların abdesti, namazı, velhâsıl kulluğu dâimîdir.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e talebe olabilmek, huzurla dolmak, güvenilir ve doğru olmak, her şartta mütevâzı ve sabır dolu olmanın yollarından biri de ibâdetlerimizde ruhâniyeti sağlamaktır.