Malı, Allah Teâlâ’nın uygun görmediği, yasakladığı yerlere dağıtmaya harcamaya (israf) denir. İslam dinine göre “israf” haramdır. Kalbin hastalığıdır. Yani manevî bir hastalıktır. Dinimiz hasisliği, cimriliği kötülediği gibi birçok ayeti kerime ve hadis-i şerife ile de israfı kötülemiştir. Kur’ân’i ve kalbi bir pencereden yaklaşık 20 yıl önce Sadık Dana (k.s.) tarafından kaleme alınan bu makalede Türkiye’nin israfla imtihanı özetleniyor. Bugün israfla olan imtihanımız dünden daha çetin geçiyor elbette. Bugünü anlamak için düne bir bakalım isterseniz...
Trabzon'un Maçka ilçesindeki bir köyde yaklaşık bir yıl önce köylülerce yapılan caminin inşaatında acele edilince mihrap, minber ve vaaz kürsüsünün kıble yönü yanlış hesaplandı. Belediyelerin cami için yalnızca arsa verdiği, Diyanet’in ise cami açıldıktan sonra hoca atadığı caminin inşası vatandaşların insafına ve izanına bırakılıyor. Hal böyle olunca da ortaya fıkra gibi bir haber çıkıyor.
Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı Kurban Bayramı’nda da Türkiye’de ve dünyada birçok ihtiyaç sahibi aileye kurban sevincini yaşattı.
İslâm’ın güzel bir sûrette anlaşılıp tatbik edildiği Osmanlı cemiyetinde, insanların olgunluğunu ve birbirlerine hayal ötesi bir merhamet ve tesânüd (dayanışma) hissiyle nasıl kenetlendiklerini anlayabilmek için, vakfiyelerin muhtevâlarına gözatmak bile kâfîdir. Fatih Sultan Mehmed'in vakfiyesi, bu inceliğin güzel bir örneğidir.