Hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. İnsanların idraklerinde zuhûr eden “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?
Kelime olarak “güzel son” anlamına gelen “hüsn-i hâtime”, ıstılah mânâsıyla, son nefeste rûhunu Allâh’a îman etmiş bir kul olarak teslim etmek demektir. Peygamberimiz (s.a.v.) hüsn-i hâtimenin nasıl olacağını “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663 hadisiyle anlatıyor.
Bir mü’min, mütevekkil ve sabırlı olmalıdır. Hayâtın fırtınaları karşısında îtidâl ve muvâzenesini kaybetmemelidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in başından geçen ağır imtihanları düşünmeli, yedi evlâdından altısını hayâtında iken kaybetmesine rağmen hâlet-i rûhiyesinde en ufak bir sarsılma olmaksızın sergilediği o güzel “rızâ” hâlini hatırlamalı, amcası Hamza -radıyallâhu anh- ve çok sevdiği Mus’ab -radıyallâhu anh- şehid edildiğindeki sabır ve metânetini unutmamalıdır.