Firâset, Allah Teâlâ’nın kalplere lutfettiği müstesnâ bir nûrdur. Yani akıllılık, üstün zekâ, sezmek, bilmek ve anlamak gibi hâllerin mânevî bir idrâk kâbiliyeti olarak kalpte tecellî etmesidir. Kalbe doğan samimî hisler ve nâil olunan ilhamlar sâyesinde, hâdiselerin içyüzünü doğru tahmin ve teşhîs etmektir.
Nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye etmeyi hedefleyen mâneviyat yolu, peygamberlerin ve evliyâullâh’ın yoludur. Dolayısıyla büyük bir titizlik, hassâsiyet ve firâset ister. Âdeta mayın tarlasında yürür gibi âzamî derecede dikkatli olmayı gerektirir.
Altınoluk Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ahmet Taşgetiren, bu zamanda Müslümanın hayat süzgecinden geçirmesi gereken soruları adetâ bir araya getiriyor ve bizi kendimizi sorgulamaya davet ediyor.
Sadakayı, ona en lâyık olana vermeye çalışmak, mühim bir infak âdâbıdır. Yani işin kolayına kaçıp rastgele vermek değil; “Onlar ki zekât vermek için faâliyet gösterirler.” (el-Mü’minûn, 4) âyetinde işâret edildiği gibi, hakkın tam yerini bulması için, bir ibâdet vecdiyle, ciddî bir emek sarf ederek verebilmektir.