Sâlih mü’min, kendisine ezâ ve cefâ verenlere, akl-ı selîm ile mukâbele etmeli, onlara kızıp öfkelenmek yerine affetmeli, merhamet nazarıyla bakıp onların hayrını dilemelidir.
Sufiler, temiz gönülleri Rablerine vasıl kılmak için Kur'ân-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz'in sünnetinden aldıkları metotlarla insanları terbiye etmeye çalışırlar. Zikir, tefekkür, tezekkür, zühd, sohbet ve hizmet gibi usuller tüm tarikatların ana merkezini oluşturur. Ne var ki bu usuller aslında bir değişiklik olmadan zaman ve zemine göre farklı şekillerde uygulanabilir.
Bütün mü’minlere örnek olacak olgun ve kâmil bir kalp...
Günümüz insanı, büyük bir mânevî boşluk ve rûhî tatminsizlik içerisinde yaşadığından, pek çok psikolojik hastalıklarla karşı karşıya kalmaktadır. Nitekim günümüzde en çok revaçta olan klinikler de bu saha ile ilgili olanlardır.
Allah dostlarının hepsi, gerek abdal, gerek evtâd ve gerek ricalu’l-ğayb olsun, her grup kendi yol arkadaşlarını tanırlar, birbirlerine mahrem olduklarını da bilirler. Ancak güvenilir olarak tabir edilen grup birbirinden gizlenir, ikisi bir yerde karşılaşsa ikisi de birbirini insanların avâmı zannedermiş.
Rûhun bir gayesi vardır. O gâye; Allâh’a doğru yolculuktur. Bu yoldaki mesâfeler ise, ancak merhamet tezâhürü fazîletlerle, yani rûhun zaferleri ile katedilebilir.
Kalp ve onun mânevî varlığının adı olan gönlün, insanın saâdet ve selâmetini temindeki yüksek ehemmiyeti dolayısıyladır ki, başkası tarafından bir kötülük neticesinde incitilmesi, bütün tasavvuf erbâbınca çok ağır bir cürüm sayılmıştır.