Büyük şahsiyetler gönül yapmaya geldiklerinden, insanlara hep gönül penceresinden bakmışlar, etraflarına dâimâ muhabbet ve şefkat tevzîinde bulunarak, nicelerinin hidâyetine vesîle olmuşlardır. Eğer onlar, bu güzel ve firâsetli davranışların aksine hareket etselerdi, neticede, arada uçurum bulunan insanlarla irtibat tamamen kopar ve nihâyet bu gibi kimselere Hakk’ı tebliğ etme imkânı kalmazdı.
Âlimler, hak ve hakikati tebliğde dik durdukları sürece, devlet için büyük bir nimettirler. Baştakiler, âlimlerin ilmine ve âriflerin irfanına saygılı oldukları sürece sağlam bir zemine basmış olurlar. Âhiret merkezli bir hayat, bu âleme nizam vermede ve istikâmeti muhafazada bir sigorta vazifesi görür.
Allâh’ın kitâbını ve Rasûlullâh’ın sünnetini hayâtımıza tatbik edebilmek için, hakkı tebliğ ve halka hizmet vazîfesinin gönlümüzde bir sevdâ hâline gelmesi zarûrîdir. Zîrâ bir mü’minin hayâtı, hizmet ve tebliğ hayâtı olmalıdır.