Gönüllerini bir dergâh hâline getirmiş olan Hak dostlarında kat’iyyen abus ve asık bir yüz görülemez.
İrşad hizmetinde güler yüz, tatlı söz ve zarâfet çok mühim bir yer işgal eder.
Mü’minin gönül kıvâmında belli miktarda hüzün ve endişeye de ihtiyaç vardır. Bununla birlikte gönül mahzun ve mağmum iken, yüzün tatlı bir tebessümle aydınlanması îcâb eder.
Haddinden fazla ve taşkınca gülüp neşelenmek, kimi zaman insanı gaflete sevk ederek ona bu âlemde imtihana tâbî bir kul olduğu hakîkatini unutturuverir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, Hazret-i Ali’yi (r.a.) niçin çok sevdiği ile ilgili hadis-i şerifler...
Allah Resûlü’nde fânî olan Hazret-i Ebûbekir (r.a.) kötülüğe af ve iyilikle muâmelenin kâ’bına varılmaz numûnelerini sergilemiştir:
Her türlü kusur karşısında affa meyletmek, fazîlet zannedilmemelidir.
Yüce dînimiz İslâm’ın her bir prensibi, îmânın hayâta aksedişinden ibâret olan ahlâkî güzellikler manzûmesidir.
Tasavvufta belli bir müddet inzivâya çekilip insanlardan ve dünya meşgalelerinden el-etek çekmek, rûhî tekâmül için gerekli bir temrin olarak görülmüşse de, bunun âdeta ruhbanlık gibi bir hayat tarzı hâline getirilmesi, men edilmiştir.
Peygamber vârisi Hak dostları insanların kendilerine karşı gösterdikleri kaba davranışlara, hatâ ve kusurlara aldırmaz, onların ıslâhı için türlü meşakkatlere cân u gönülden katlanırlar. Zira bu hâl, gerçek ilim ve irfânın muktezâsıdır.