İnsanın karakterini ne belirler? İnsanın karakterini etkileyen iki şey.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, dünyanın fânîliğini hiç unutmazdı. Şöyle buyururdu: “Âhirete göre dünya, sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. O kişi parmağının ne kadarcık su ile döndüğüne baksın!”(Müslim, Cennet, 55)
Zikir ehlini nîmet bilip onlarla ünsiyet etmek ve onların meclislerine devam edip zikir halkalarına iştirâk etmek, büyük bir saâdettir. Bunun aksine gâfillerin meclislerine yönelmek ise, o nisbette büyük bir felâkettir.
Riyazussalihin'de geçen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- günümüzde yaşanan kargaşa ve fitne ortamında ne yapmamız gerektiğini bakın nasıl açıklıyor?..
Bayramlar aslâ tatil günleri değildir. Bu mübârek günleri, zikirle, şükürle, Allah için yapılacak ikram ve ziyaretlerle ihyâ etmek gerekir.
Mahmud Sami Ramazanoğlu'nun Duâlar ve Zikirler kitabında, hadîs-i şerifler ışığında Allah’ı zikretmeyi, Allah'ın isimlerini ve bunların hangi mânâya geldiklerini açıklıyor.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- komşu hakkına îtinâ gösterilmesini arzu eder, komşuya iyilik etmeyi önemserdi. Bu anlamda kültürümüzde de yer edinen bir hadis-i şerif vardır: “Komşusu açken tok yatan kimse mü’min değildir.” Şimdi, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in komşu hakkına riayetinin nasıl olduğunu, komşularına nasıl davrandığını hadis-i şerifler ışığında okuyalım.
Günümüzde değer hükümleri hızla değişmekte bundan dilimizdeki kavramlar da nasibini almaktadır. Dilimizde ve kültürümüzde var olan "İyi insan" "İyi Müslüman" kavramı giderek önemini kaybediyor. Prof. Dr. İsmail L. Çakan’ın yeni baskısı yapılan "İyi Müslüman" kitabında, yüce dinimizin tanımladığı insan kavramı ve nitelikleri hadisler ışığında açıklanıyor.
Toplumdaki zayıf ve muhtaç insanlara yakın olan ve samîmî bir şekilde ihtiyaçlarıyla ilgilenen kimseler, Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu kulluk kıvâmına ererek iki cihan saâdetini elde ederler. Toplumdaki kanadı kırıkların en fazla mahzun ve mağmûm olanları ise dul hanımlar ve yetim çocuklardır. Onlar hâlet-i rûhiye olarak derin bir ıztırap, hasret ve sıkıntı içindedirler. Onların maddî-mânevî yaralarının sarılması ve tesellî edilmeleri, ümmetin üzerine bir borçtur.