Unutmamak gerekir ki, hayat nîmeti insanoğluna bir defâya mahsus olarak lutfedilmiştir. Ölüm de, Allâh’ın bütün fânîler için zarûrî kıldığı bir kânundur. Zamanı, dakikası ve nefes sayısına kadar tâyin olunmuş ve hükme bağlanmıştır.
Mü’minlerin kıblesi Kâbe-i Muazzama, Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’de: “…Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19) buyruğu ile ikâmesini emrettiği namaz ibâdetinin istikâmet hedefidir. Aynı zamanda bütün müslümanların müştereken teveccüh ettiği nokta, yâni İslâm dünyâsının nabzının attığı yerdir.
Safâ ve Merve Tepeleri, bugünkü Zemzem Kuyusu’nun bulunduğu noktada susuzluktan bunalmış olan İsmâil -aleyhisselâm-’ın vâlidesi Hazret-i Hâcer’in telâş ve heyecan içerisinde su bulmak maksadıyla gidip geldiği iki mübârek tepedir.
Haccı îfâya yönelen âşık gönüller, bir taraftan bu duâ ile yoğrulurken diğer taraftan da Harem-i Şerîf dâhilinde ve bütün Mekke sokaklarında Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in dolaştığını, yaşadığını düşünerek belki O’nun mübârek ayaklarının izi üzerinde bulunabileceğini hayâl eder, o izlere cân u gönülden yüz sürebilmenin heyecânını yaşar ve ondan intikâl etmiş nice hâtıralarla dolarlar.