1950’li yıllarda hac farizasını yerine getirmek için dünyanın dört bir tarafından Mekke’ye akın akın Müslümanlar, bakanın adeta gönlüne ve ruhuna dokunuyor.
Muhammed İkbâl, Medîne’den dönen hacılara sorar: “Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz; uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler; takkeler, tesbihler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak. Medîne’nin solmayan, gönülleri ihyâ eden, mânevî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hazret-i Ebû Bekr’in sıdk ve teslîmiyeti; Hazret-i Ömer’in adâleti; Hazret-i Osman’ın hayâ ve cömertliği; Hazret-i Ali’nin irfan ve cihâdı var mı? Bugün binbir ıztırap içinde kıvranan İslâm dünyasına gönlünüzden bir asr-ı saadet heyecanı verebilecek misiniz?..”
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Ahmet Taşgetiren Bey'in sorularını cevapladı. "Hac ve Kurban Bayramı" üzerine yapılan mülakat, Erkam TV'de yayınlandı. "Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-'in hâline ne kadar benzemekteyiz?" düşüncesiyle hareket etmemiz gerektiğini söyleyen Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, son zamanlarda sıklıkla gündeme gelen; Suriyeli mülteciler konusuna da dikkat çekerek "Önümüzde çok büyük bir manevi sermayenin olduğunu ve bu sermayeyi değerlendirmemiz gerektiğini" vurguladı.