Ramazân-ı Şerîf’in lâyıkıyla ihyâsı yolunda en çok dikkat edilecek husus, şüphesiz ki oruç ibâdetidir. Oruç, bize dünyânın fânî nîmetleri elinden alınacak bir âhiret yolcusu olduğumuzu hatırlatır. Kur’ân’ın rûhâniyeti altında, bâzı fânî nîmetlerden mahrûmiyetle gerçekleşen bu nefis terbiyesi, ebedî cennet nîmetlerinin bir müjdecisi mâhiyetindedir.
Gerçek mü'minler altı şeyden korkarlar.
Ana-babaların yavrularını Kur’ân ve Sünnet iklîminde yetiştirmeleri, evlâtlarının mânevî hayâtının ziyân olmasını önlemek için zarûrî bir vazîfedir. Bu, aynı zamanda bizim Kur’ân’a ve Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve muhabbettimizin de seviyesini göstermektedir.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Hayat, iki günden ibarettir. Bir gün lehine (yani sana tebessüm hâlinde), bir gün de aleyhine (yani hüzün içinde)dir. Gün lehine olduğunda (yani nîmet ve muvaffakıyetlere eriştiğinde) şımarma; aleyhine olduğunda da daralıp feryâd ü figân etme! (Her iki hâlin de Rabbinin imtihanı olduğunu unutma!..)
Bütün fânî nîmetler bir kişide toplansa ve o, huzur ve saâdet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!.. Sonunda gireceği yer, şu bastığımız kara toprağın altı değil midir?!
Yegâne sermâyemiz olan ömrümüz ve onun sayılı parçaları hükmündeki zamanlarımız; yıllarımız, aylarımız, günlerimiz ve saatlerimizin ne derece büyük bir kıymet ifâde ettiğinin farkında mıyız?
Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- buyurur: “Âdemoğlunun şunlar dışında bir hakkı yoktur: Oturacağı ev, bedenini örtecek elbise, yiyecek ekmek ile su koyacak kap.” (Tirmizî, Zühd, 30)
Allâh’ın lutfettiği nîmetleri sarf ederken ilâhî emir ve nehiy ölçülerini göz önünde bulundurmak mecbûriyetindeyiz.