Hz.Mûsâ (a.s) Peygamberlik vazifesini aldıktan sonra Firavuna giderek ona Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmesini tebliğ ediyor. Bu tebliğe karşı Firavunun verdiği tepki ve kıssa olarak geçen olay...
Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Hârûn -aleyhimesselâm-, Allah'ın (c.c) onlara verdiği Peygamberlik vazifesinden sonra aslolan görevlerinden Firavuna gidiyorlar. İşte Firavun ve Hz.Mûsâ arasında geçen diyaloglar...
Allah (c.c) Peygamberlerine ve kullarına, tebliğ yaparken nasıl bir dil kullanılması gerektiği hakkında Hz. Mûsâ (a.s) ile örnek vermiştir. İşte o örnek:
Sözün müsbet ya da menfi anlamda gücü ve tesirine dair Kur’ân-ı Kerîm’de verilen örnekler, bizi yeniden sözün ehemmiyetini idrak etmeye çağırıyor.
Allah (cc) Hz. Mûsâ -aleyhisselâm-’a mucizeler ile birlikte peygamberlik verdikten sonraki ilk emri...
Kerâmet sâhibi bir velîye aşırı iltifat, son derece mahzurlu ve tehlikeli görülmüştür. Hak dostlarının, kerâmet teşhîr etmekten ictinâb etmelerinin sebeplerinden biri de bu tehlikedir. Kerâmet, nihâî bir mertebe değildir ve velînin mânevî derecesini göstermez. O Hak dostları gâyet iyi bilirler ki, peygamberlerden başka hiç kimse teminat altında değildir.
Mısır’ı Firavun âilesi idâre ediyordu. Bunlar zâlim ve kibirli kimseler idi. Hududdan, yabancı ve güzel bir kadın şehre girdiği zaman hemen Firavun’a bildirilirdi. Evli ise kocası öldürülür, eğer erkek kardeşi var ise, kadın ondan istenirdi.
Hakikate duyduğumuz aşkı özledik. O’na, Merhametlilerin en Merhametlisi’ne ulaşmak için her şeyimizi feda ettiğimiz aşkı özledik. Âlemlere rahmet olarak gönderilen, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in ayağının tozu olan aşıkları özledik.