Îman esaslarından biri de, hayır ve şerrin Allah Teâlâʼdan olduğuna inanmaktır. Cenâb-ı Hak ile kalbî irtibâtı sağlam olanlar, başlarına gelen müsbet-menfî her şeyin, aslında ilâhî bir imtihan tecellîsi olduğunu bilirler.
İslâm, temizliği îmânın yarısı ve ibadetlerin başlangıcı kılmıştır. Bu sebeple elbiselerin düzeltilmesini emreden, giyim-kuşamda pejmürdeliği hoş görmeyen Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-, saç ve sakalların dağınıklığını da tasvîb etmezlerdi. Kendileri son derece temiz ve güzel bir insandı.
Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi.
Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-, bütün insanlığa karşı sonsuz bir şefkat ve merhametle doluydu.
Rasûlullah -sallâllahu aleyhive sellem-, insanların en yücesi olmasına rağmen aynı zamanda en mütevâzı olanıydı. Mekke’yi kansız bir şekilde fethettiği gün insanlar nezdinde en kuvvetli göründüğü bir ân idi. Senelerin zulmünün kısâsını yapabilme imkânına sahipti. Lâkin O “Af ve Rahmet Peygamberi” idi.
Takvâ ehli kâmil müʼminler, perdesiz bir gönül gözüyle âlemleri seyrederler. Kâinatın hikmet dolu sayfalarını ibretle okurlar. Nefs plânında ömür süren zavallılar ise gaflet parmağıyla gözlerini kapattıkları için, kâinat kitabındaki hiçbir hikmeti göremezler.
Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- gelmiş gelecek insanların en güzel ahlâklısıdır. Zira Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “(Ey Rasûlüm!) Muhakkak ki Sen’in için tükenmeyen bir mükâfat vardır. Şüphesiz Sen büyük bir ahlâk üzeresin.” (el-Kalem, 3-4)
Cenâb-ı Hak ehl-i kitap hakkında şöyle buyurur: “Ey îmân edenler, Allah’tan korkun. O’nun Peygamberi’ne de îmân edin ki, size rahmetinden iki kat nasip versin, size, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur lûtfetsin ve sizi affetsin. Allah Teâlâ çok mağfiret edici ve çok merhametlidir.” (el-Hadîd, 28)
Peygamberlerin beş sıfatı (ismet, sıdk, fetanet, emanet, tebliğ) dışında, yalnız Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-’e âit olan sıfatlar da mevcuttur.
Esas maksadı insanı hidâyete erdirmek olan Kur’ân-ı Kerîm’in çok sayıdaki âyetinde, bilhassa tevhid akìdesine dikkat çekmek üzere tabiat ilimlerinin sahasına giren konularda verdiği özlü bilgilerin, daha sonra modern ilim tarafından da keşfedilmesi, onun ayrı bir mûcizevî yönünü teşkil etmektedir. Yani Kur’ân-ı Kerîm dâimâ önde gidiyor, ilim ise onu ardından tâkip ediyor.