Cimrilik edip infaktan uzak durmak, âhiret hayâtını tehlikeye atmaktır.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “Hayat, iki günden ibarettir. Bir gün lehine (yani sana tebessüm hâlinde), bir gün de aleyhine (yani hüzün içinde)dir. Gün lehine olduğunda (yani nîmet ve muvaffakıyetlere eriştiğinde) şımarma; aleyhine olduğunda da daralıp feryâd ü figân etme! (Her iki hâlin de Rabbinin imtihanı olduğunu unutma!..)
Bunlar, sıhhatli kalblerle mühürlü kalbler arasında bir mevkîdedirler. Kur’ân-ı Kerîm’de hasta kalbler hakkında şöyle buyrulur: فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضاً وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ “Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allâh da onların hastalığını artırmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azâb vardır.” (el-Bakara, 10)
Hesap günü için ne hazırladınız?
İlahi affın dışında bırakılan hak nedir?
Cenâb-ı Hak ebedî saâdeti; dünyadayken haşmet ve azamet taslamayan, fesat çıkarmayan ve gönüllerinde Allâh’ın muhabbeti dolup taşan kimselere nasîp eylemiştir.
İbâdet ve hayırlı işlerin biri bittiğinde hemen diğerine koşmak, herhangi bir zamanın ibâdetsiz ve hayırdan uzak geçmesine fırsat vermemek îcâb eder.
Tevâzunun lûtufları pek çoktur.
Bizlere neyin hayır, neyin şer; neyin nîmet, neyin zillet olduğunu bildirecek olan, ancak dînin sesidir.
Hiçbir mânevî meziyet taşımayan bu kalbler, tamâmen hayvânî bir hayata dalarak dünyâyı sâdece yemek, içmek ve eğlenmek gibi ten planındaki gelgeç heveslerden ibâret görürler. İnsanda ve kâinâtta bulunan ilâhî sır ve incelikleri keşfedebilecek basîret ve firâsetten fersah fersah uzaktırlar.