Tâzim ve hürmet kişiye dâima güzellik getirmiştir. İmâm-ı Azam’a nispet edilen şu söz bu anlamda mânidardır. “Hedefine erişen saygı ve tâzimle erişti. Mahrum kalan da tâzim ve hürmeti terkettiği için mahrum kaldı.”
Târihimizi de gerçek mâhiyetiyle öğrenip öğretmemiz şarttır. Yoksa birtakım kasıtlı ve sözde yerli târihçiler ile İslâm ve Türk düşmanı bâzı yabancıların yazdığı târihlerle cihan-şümûl bir medeniyeti doğru olarak îzâh edebilmek mümkün olamaz! Bunun için ecdâdımızın bizlere bıraktığı târih mîrâsının, milletimizin şuur ve idrâkine doğru aksettirilmesi, dînî ve millî bir vazîfedir.
Ecdâdımız, kabristanları şehir içlerinde ve bilhassa câmi önlerinde yapmışlardır ki, orada sık sık kendi istikballerini tefekkür etsinler. Dünya hayatının fânîliğini yakînen hissetsinler de âhireti unutmasınlar. Gençliklerine, sıhhatlerine, güç-kuvvetlerine aldanıp kendilerini dünyada kalıcı zannetmesinler. Boş ve faydasız şeylerden yüz çevirsinler. Asıl gerekli olan âhiret sermâyesini bir an evvel tedârik etmenin gayretine girsinler.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi bu haftaki sohbetlerinde ecdâdımızın nasıl hayırlı ümmet olduğundan bahsediyor.
Bugün biz ve nesillerimiz, kime benziyoruz? Akrabalık, komşuluk ve dostluk münâsebetlerimiz; ceddimize mi, ağyâra mı benziyor? Sokağımız, şehrimiz, ticaretimiz, pazarımız; ecdâdımıza mı, yoksa ecdâdımızın zıddı olanlara mı benziyor?!.