Kur’ân-ı Kerîm; tarihî karanlıklara ışık tutan, çözülmez muammâları açan, dünya ve âhiret hayatının huzur ve saâdet baharını yaşatan mûcizeler ülkesidir.
Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Dünya hayatında İslâm’ı yaşamak da böyledir. İslâm’ı tam olarak yaşamaya gayret etmek, Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Burada nefse karşı mücâdele güçlüğüne katlananlar, orada Sırât’ı kolay ve rahat geçeceklerdir.
Kişi ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar makam sahibi olursa olsun, bu mal ve makamın kim tarafından verildiğini bilirse hassasiyeti bu minvalde olur. Dünyanın heva ve hevesine kapılmaz. Dünyaya bağlanıp ahireti unutmaz. Dünyayı geçici gören her kul elbetteki ahiretini unutmaz ve ona göre bir yaşantı sahibi olur. İşte bu minvalde hayatları olan Halife ve Sultanlar...
Âhiret deyince kafamızda belli bir tasavvur oluşur. Orada nâil olmak istediğimiz mevkîyi hayâl ede, kavuşacağımız nimetleri düşünürüz. Âyet ve hadislerde bildirilen vasıfları idrak etmeye çalışırız. Acaba âhiret hayatına başladığımızda dünyaya bakışımız nasıl olacak? Dünyayı nasıl göreceğiz, neleri özleyeceğiz, orada neler yapmış ve nasıl bir mevkide bulunmuş olmayı temennî edeceğiz?
İnsanın asıl korkması gereken haller nelerdir? İnsanın asıl gayesi dünya hayatının lezzet ve yaşantısı mı? Ahiret istikbali mi? Behlül Dânâ Hz. ve Halife Harun Reşid'ten bizlere nasihat dolu bir menkibe...