Fahr-i Kâinât Efendimiz; çocukların seviyesine iniyor, onlarla selâmlaşıyor, bir büyük gibi muhatap kabul ederek, sır vererek, sır tutmasını sağlayarak olgunlaştırıyor, âdetâ çocuğun rûhuna nüfûz ediyordu.
Evlâdın yetiştirilmesinde âileye düşen pay büyüktür. Âilenin verdiği ilk mânevî terbiye çocuğa iyi işlenmişse, tesiri ömür boyu kalıcı olur. Âileden başka, bu vazifeyi yerine getirecek başka bir müessese yoktur.
Çocuklar, Cennetʼe lâyık bir sâfiyetle doğarlar. Fakat anne-babalar çocuklarının mânevî terbiyelerini ihmâl ederlerse, o Cennet kuşlarını -Allah korusun- yanlış bir yere uçururlar.
Sorumluluk sahibi ebeveynler, çocuklarının terbiyesi hususuna îtinâ gösterirler ve terbiyede îtidalli olurlar. Çocuklarını ne aşırı şımartırlar, ne de ürkütürler. Gereğinden fazla da korkutmazlar. Zira fazla korku, çocuğun ana-babasına olan sevgisini azaltır. Oysa ki, çocuğa ölçülü olmak kaydıyla, sevgi ve şefkat gösterilmesi şarttır. Sevgi ve alâka, çocuğun mânevî gıdasıdır.
“İnsan, muhitinin çocuğudur”, derler. Doğrudur, her meyvenin yetişme iklimi olduğu gibi insan meyvesinin de sıhhatli yetişme iklimi önemlidir. Hicret, daha güzeli arama, daha hür ve daha güzel bir ortamda, hem kulluğumuzu ve hem de insaniyet kalitemizi geliştirmek yolunda olursa, Rabbimiz bereketli kapılar açar ve niyete göre hayırlı sonuçlara da ulaşılır.
Babaların akıllı, şuurlu ve sorumlu davranarak çocuklarıyla güzel bir iletişim içinde olmaları elzemdir. Onları suçlamadan, geniş bir hoşgörüyle ve onların yerine kendisini koyarak çocuklara yaklaşmak ve onlarla ortak bir dil yakalamak gerekmektedir. Babalar; tatlı-sert bir tâkiple, yapıcı ve ibretli anlatımlarla çocukların gönlüne girmelidir. Evlâtlarının ruh dünyasına inme, kalbini fethetme; babaların asıl hedefleri olmalıdır.
Annenin, çocuğun terbiyesindeki rolünün büyük oluşu, meselenin öneminin kavranmasıyla doğru orantılıdır. Çocuk, öğrenme ihtiyacından dolayı dâima bir rehbere muhtaçtır. İlk terbiyeci ve rehber olan anne, evlâdına mükemmel bir terbiye verebilmek, dînî bilgileri öğretebilmek için dîninin kendisinden istediği şeyleri bilmesi, pratik terbiye ve ahlâk ilmine vâkıf olması gerekir.
Kadınların saâdeti, “hanımefendi” olarak yaşamalarıyla mümkündür. Kadın, aslî vazifesinin dışına yönelir ise, âile ocağını kurutur. Kadının dış hayata katılması, ancak zarûrî sebeplerle ve yaratılışına uygun işler için mümkün olabilir. Bu zarûrî sebepler de cemiyetin ihtiyaçları ölçüsünce belirlenmeli, mâkul ve meşrû sınırlar aşılmamalıdır.
Peygamber Efendimiz’in en mühim vazifesi “terbiye” olduğu gibi, yeni gelen neslin mes’ûliyetini omuzlarında taşıyan anne-babaların en ehemmiyetli vazifeleri de, evlâtlarını nebevî ahlâk üzere yetiştirmeleri olmalıdır. Zira unutulmamalıdır ki, nebevî terbiyeden geçmeden evvel sahâbe-i kirâm, bir câhiliyye insanı idi.
Çocuk terbiyesinde verilmesi gereken öncelikler nelerdir? Anne ve babalara öneriler...