Dün esirine bile sahip olduğunun en iyisini ikram eden, yediğinden yediren, giydiğinden giydiren, fedakâr ve cefakâr neslin evlâtları, bugün emri altındakilerin alın terinin karşılığını vermekte hangi ölçü üzeredir? Dünyayı inleten binbir mazlumun sessiz feryat ve ızdırâbını yüreklerinde ne kadar hissedebilmektedirler?...
Çanakkale Muhârebeleri’nde iki zafer birden kazanılmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zâhiren kazanılan maddî zafer; ikincisi ise, ruh ve mânâ, fazîlet ve fedakârlık, din, îman ve vatan sevgisi hususlarında yaşanan ve aslâ mâzî olmayan mânevî zaferdir. Bu zafer, Türk milletinin tarihindeki eşsiz bir şeref tablosudur.
Düşmanı bu topraklara uğratmamak, mâbedinin göğsüne nâ-mahrem eli değdirmemek, dînin temeli olan ezanları susturmamak için gözünü kırpmadan şehid olan dedelerin torunları kendilerini muhasebe etmeliler… O şanlı ecdâdın torunları; bugün, kalp ve inanç olarak, beyin ve düşünce olarak, vicdan, şekil ve davranış olarak kime benzemektedir?