Fânîliği hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalı, her an ölüm ve ötesine hazır olmaya gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki; Nûh -aleyhisselâm- kadar uzun ömürlü olsak, Süleyman -aleyhisselâm- kadar varlıklı olsak, Yûsuf -aleyhisselâm- kadar cemâl sahibi olsak, şâyet fânîliğin idrâki içinde değilsek; ziyandayız demektir.
Cenâb-ı Hakk’ın görmesi de diğer sıfatları gibi zât-ı ilâhîsinin muktezâsındandır. O her şeyi hakkıyla görür. el-Basîr’dir. O’nun nazarına gizli kalan hiçbir şey yoktur.
İnsana imdâd edecek olan, dünyâda bırakmış olduğu ve ahiret için yamış olduğu en büyük yatırım sadaka-i câriyedir ki o, kabir ve âhiret selâmetimizdir. En mühim sadaka-i câriyelerden biri de sâlih evlâttır.
Bir müʼmin, gönülleri fethedebilmek için önce kendi gönlünü fethetmelidir. Bunun için de kalbini yalnızca Cenâb-ı Hakkʼın tâlimatlarına ve Peygamber Efendimizʼin terbiyesine açması elzemdir.