İnsanlık tarihi boyunca hiçbir filozofun görüşlerini hayatına tatbik ederek saâdet ve selâmete ermiş bir toplum gösterilemez. Onların öne sürdükleri fikirler, yaşanması mümkün olmayan kuru nazariyelerden ibaret kalmış ve umûmiyetle kütüphanelerin tozlu raflarındaki kitaplarda hapsolmaya mahkûm olmuştur. Hayata intikâl ettirilmek istenen bâzıları ise yeryüzünü kan ve gözyaşıyla sulamaktan başka bir işe yaramadan, kısa bir müddet sonra tarihin çöplüğüne atılmışlardır.
Filozoflar hakkı kendi akılları yani öznel yorumlarına göre anlatır. Böyle olunca durum nice filozof ve sözde nice hakikat türemiş olur. Kendileri dahi birçok zaman kendi düşünceleri ile çelişmiş ve kendi kendine yanılgıya düşmüştür. Halbu ki Hak tektir ve sana göresi, bana göresi yoktur.
İslâm, getirdiği ahlâkî prensiplerin en iyi ve en güvenilir şekilde hayata intikâlini sağlamak ister. Yalnız “bilinen” değil, aynı zamanda “yaşanan” bir ahlâk oluşturmayı hedefler.