Yaşanmayan ve örnek davranışlarla misallendirilmeyen hakîkatler, kuvveden fiile, teoriden pratiğe çıkma imkânı bulamaz. Yani hayata geçirilmeyen fikirler, ebediyyen kitap satırları arasında kalmaya mahkûm olur.
Kişinin mânevî kıymeti, gerçek mânâda âhirette belli olacaktır. Bu yüzden kula düşen; hiçlik ve acziyet hissiyâtı içinde, kulluğa devam etmektir. Bizler de son nefes endişesi sebebiyle hayatımızı her nefes Kitap ve Sünnet’i yaşama gayreti içinde geçirmeliyiz.
Gençlik, hayat ırmağının akacağı mecrâyı belirlemekte bir başlangıç teşkil etmek yönünden de çok mühimdir. Yani şahsiyetin ana vasıf ve istikâmet itibârıyla şekillendiği bir mevsimdir.
Eserlerinizde sıkça kullandığınız “ilâhî kudret akışları” ifâdesiyle kastettiğiniz mânâyı biraz açar mısınız?
Geçmiş günahlar nasıl affedildiğini Dr. Murat Kaya anlatıyor.
Cenâb-ı Hakk’a hakîkî mânâda kulluk yapabilmek ve bu sûretle mârifetullâha ulaşmak, zikrin kalpte kazandığı mevkî ve hissedilişindeki derinlik nisbetinde gerçekleşir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmuştur: “Rabb'ini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)
Batılı aydınların Osmanlı hakkındaki gözlemleri sizi şaşırtacak! Osmanlı toplumunun sahip olduğu özellikleri yazan Avrupalı aydınlar, Türkleri hayranlık ve hayretle anlatıyorlar.
Allah (c.c.) demek varken, O'na güzel esması ile dua etmek varken neden tüm tapınılanların (diğer din ve inançlarda) ismini kapsayan "tanrı" denir ki? Dr. Ahmet Hamdi Yıldırım, "Allah'a (cc) tanrı demek doğru mudur?" sorusunu cevaplıyor.
Prof. Dr. Ömer Çelik ile Kur'ân'ın "oku" emri üzerine konuştuk.