2. Abdülhamîd Hân’ın kumandanlarından, küçük yaşlarda hâfız olmuş ve Anadolu terbiyesi ile yetişmiş kıymetli bir şahsiyet; Abdülezel Paşa(?-1898)
Akılla pek çok ilâhî hakîkat kâmil mânâda kavranamayacağı içindir ki İslâm, “gayba îmân”ı emreder. Bu gerçeğin en kuvvetli delillerinden biri, “rûhun mâhiyeti” hakkındaki târihî iddia ve münâkaşalardır.
Unutmamak gerekir ki, hayat nîmeti insanoğluna bir defâya mahsus olarak lutfedilmiştir. Ölüm de, Allâh’ın bütün fânîler için zarûrî kıldığı bir kânundur. Zamanı, dakikası ve nefes sayısına kadar tâyin olunmuş ve hükme bağlanmıştır. Ecelin ileri geri gitmediği, bir an öne alınıp, bir an tehir edilemeyeceği, apaçık bir hakîkattir. Ecelden kaçanların kurtulduklarına dâir bir haber de işitilmemiştir. Bu yüzden, hac ile mükellef olanlar, bu gerçekleri iyice tefekkür edip bu büyük ibâdete karşı gevşeklik ve ihmâlkârlıktan şiddetle kaçınmalıdırlar. Zîrâ ömür nihâyete erdikten sonra pişmanlığın bir faydası yoktur.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insan neslinin en mülâyimi idi. (Müslim, Hac, 137) Âişe vâlidemiz şöyle der: “Ahlâkı Hazret-i Peygamber’den daha güzel bir başkası yoktur. Ashâbından veya âilesinden kim O’nu çağırsa hemen, «Buyur!» derdi.
Filibeli Ahmed Hilmiʼnin A‘mâk-ı Hayâl adlı eserinde, beşerî aklın kifâyetsizliğine dâir bir hikâye vardır. Hulâsaten naklettiğimiz bu hikâyede de, Râcî uzun bir müddet görüşemediği Aynalı Babaʼyı ziyârete gider. Aynalı Baba, kısa bir hasbihâlden sonra, ona mûtâdı olduğu üzere bir kahve ikram eder ve ney üfler. Râcî bu neyi dinlerken yine hayal âleminin derinliklerine dalıp gider ve bir rüya görür. Esâsen hayat da bir nevî rüyadan ibârettir.
Türkiye’de “medya ve din” arasındaki ilişki hep problemli olageldi. % 97’sinin Müslüman olduğu açıklanan bir ülkede; ana akım medyada yayın içeriklerini belirlerken; Müslümanca bir yayın hassasiyeti gözetilmediğini; örf, adet ve geleneklerimizle örtüşmeyen, toplumun değerlerini görmezden gelen ve kendi çıkarlarını tek gerçek olarak kabul eden bir yayın çizgisinin takip edildiği bir ortamda "medya ve din" ilişkisini masaya yatırdık. "Türkiye’de Medyada Dinin Popüler Temsili" üzerinden hareketle "medya ve din" ilişkisini İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mete Çamdereli ile konuştuk.
Câfer-i Sâdık Hazretleri buyurur: “Bir mü’min kardeşine âit, hoş olmayan bir şey duyarsan, onun için birden yetmişe kadar mâzeret kapısı araştır. Bulamazsan; «Belki benim bilmediğim veya anlayamadığım bir mâzereti vardır.» de, sonra da meseleyi kapat!”[1]