Kâinatta var olan her zerre, dâimâ Cenâb-ı Hakk’a itaat hâlinde. Güneş bu itaat çerçevesinde doğup batıyor. Günler bu itaatle uzayıp kısalıyor. Toprak bu itaati sebebiyle bağrına emanet edilen tohumu büyütüyor. Mesela bir balık, bu itaate başkaldırarak suyun dışında yaşamaya çalışmıyor. Zira suyun dışı, kendisi için bir ölüm okyanusu. Yani bütün mevcudat Allâh’a olan bu itaatleri dolayısıyla hayatlarından memnun ve huzur içerisinde.
Mü’minin mânevî seviyesi, Allâh’ın ve Resûlü’nün emirlerine itaati nisbetindedir. Îmânın kemâlâtı da bu itaattaki titizlik, hassâsiyet, muhabbet ve aşk nisbetinde artar.
Allah'a ne zaman bir kul olacağız? Sözde değil, bir fiil yaşayarak, yaşatarak ve anlatarak. Bizlere bir ömür bahşeden ve sayısız nimetler ile onurlandıran Rabbimize şükür gerekmez mi? O bizleri eşref-i mahlûkat olarak yaratırken biz O'na layık bir kul olma çabasında mıyız?
Hakk’a kulluk, ilâhî kudret, azamet ve saltanat karşısındaki hiçlik, yokluk ve acziyetini görebilmek ve haddini bilebilmekten geçer. Bunu lâyıkıyla görebilen bir insanda; büyüklenmeye, varlık ve benlik iddiâsına mecâl kalmaz.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e itaatin ve gece ibadetlerinin ehemmiyetinden bahsediyor. Sohbetin sonlarına doğru sünnetlerin terk etmenin zararlarını alatıyor.