Kalp ve zikir, ağaç ile su gibidir. Kalp ve tefekkür ise ağaç ile meyve gibidir. Ağaca su vermeden yeşermesini beklemek; yaprak ve çiçek açmasını beklemeden de ondan meyve istemek hata olur. İstense bile aslâ meyve vermez. Çünkü o vakit meyve zamanı değil, ağacı besleme ve îmar etme zamanıdır.
Allah, kelâm sahibidir. Bunun için sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muhtaç değildir. O’nun konuşması, harften de sesten de münezzehtir; insanların söz ve konuşmasına aslâ benzemez. Zîrâ insanların konuşması, O’nun kelâmından nasîb alarak gerçekleşir.
Sükût; âlimlerin süsü, câhillerin örtüsüdür. Sükût zırhına bürünen insan, pek çok tehlikeden korunmuş olur. Bilhassa haset ehlinin zehir saçan nazarlarından kurtulur. Bu itibarla insan çok konuşmaktan ziyâde, bol bol sâlih ameller işlemeli, hayırlı ve güzel işler ortaya koymalıdır.
İlâhî muhabbet ve uhrevî lezzetlerden mahrum; türlü eğlence ve çılgınlıklarla, hayvânî bir yaşayış ile geçen bir dünya gününün, hayırlı bir ölüm akşamı getirmeyeceği mâlûmdur. Bu karanlık gecenin sonunda mesut bir şafağın sökmeyeceği de âşikârdır.
Dr. Murat Kaya, kıyamet günü Allah ile konuşup-konuşamayacağımızı anlatıyor.