Dünya hayatı, insanoğlu için bir imtihan dershânesidir. Her insanı; meçhullerle dolu bir son nefes geçidi, ardından uzun bir kabir âlemi, akabinde de muazzam bir kıyâmet sabahı beklemekte… Çok uzak gibi görünse de hepsi yarın kadar yakın…
İlâhî muhabbet deryâsına dalmış bir Hak âşığı olan Bâyezîd-i Bistamî -rahmetullahi aleyh-, gerçek zâhidlerin, dünyaya "kesben değil kalben" değer vermeyenler olduğunu söyler. Dünya ve ahiret arasında tercih yapanların kıyasını yapan Bâyezîd -rahmetullâhi aleyh- ahireti tercih edenlerin "kalbinde muhabbetin galip geleceğini" ifade eder.
İlâhî imtihan için bulunduğumuz şu kısacık dünya hayatında, Rabbimizʼin bizler için takdir ettiği her hâli, hamd, şükür ve rızâ ile karşılamalıyız.
Cenâb-ı Hakk’ın âhirette soracağı suallerden bazıları...
Dünyaya aldanarak âhireti unutmak; bayağı şeylerle oyalanarak saâdeti sefâlet çarşısında aramaktan farksızdır. Bu gafleti bertaraf etmenin çâresi ise “zikir”dir. Zikir, gönlün Allah ile olmasıdır.
Hakîkate nazar eden akıllı kişilerin, «istikbâl» kelimesinden en büyük maksadın, ebedî olan ve herkesin kendi başına hesap vereceği âhiret hayatı olduğunu basit bir mütâlâa ile kabûl edeceği açıktır.
Abdullah Sert Beyefendi, Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-'i nasıl örnek alacağımıza dair bazı ipuçlarını paylaşıyor...
Abdullah Dehlevî Hazretleri, hizmetin ehemmiyet ve faydalarından bahsederek şöyle buyururdu:
Ölüm, âhiret yurduna inananlar için, bir son değil; bilakis yeni bir başlangıç, bir nevî sılaya dönüştür. Ve ölüm bu minvalde, âhiret hayatına açılan bir “kapı” mesabesindedir. Bu yazımızda, o kapıdan geçiş ânını, o kapıda yaşananları, dünya hayatını geride bırakarak âhiret hayatına başlayacağımız ânı tefekkür edelim istedik.
Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Dünya hayatında İslâm’ı yaşamak da böyledir. İslâm’ı tam olarak yaşamaya gayret etmek, Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Burada nefse karşı mücâdele güçlüğüne katlananlar, orada Sırât’ı kolay ve rahat geçeceklerdir.