Sünnetin Yeterliliği ve Bidat Tuzakları

Bidat, sadece sonradan çıkan bir "yenilik" mi yoksa sünneti ihlal eden bir "tuzak" mı? Hz. Ömer'in teravih örneğinden cenaze ritüellerine kadar sünnetin yeterliliğini ve bidatın sınırları.

Dindeki kavramlar, Müslümanın zihin dünyasını şekillendirmekle kalmaz, hayatına, Müslümanlığına ve itikadına kadar birçok noktada etkili olur.

KAVRAMLARIN SINIRI: DİNİN ETRAFINA ÇİT ÇEKMEK

 İslâmî ilimlerdeki bir kavramı tanımlamak demek, o kavrama sınırlar çizmek demektir.

 Bugün “efradını mâni ağyarını cami” etmek şeklinde kullanılan cümlenin vurgulamak istediği kurgu da budur. Bir kavrama dair tanım yapmak, onun etrafına çit çekmeye benzer. Yabancı ve zararlı unsurların girmesine mâni olan çitler aynı zamanda yararlı olan ve istifade edilen unsurların elden çıkmasına da izin vermez.

Kur’ânî Bir Yaklaşım: Algı Yönetimi ve Medya Okuryazarlığı

Kur'ân-ı kerim bu konuda bazı kavramların, mesela Hz. Peygamber'e (s.a.v.) Yahudilerin kendi aralarında konuşurken hakaret için kullandıkları, ancak Müslümanların güzel bir anlamı olduğunu zannettiği “râ’i” kelimesinin kullanılmasına müsaade etmemiş, bunun yerine aynı anlama gelen farklı bir kelime kullanmalarını emretmiştir. (Bakara 2-104) Kur'ân-ı kerimin bu yaklaşımı, esasında algı yönetimi ve medya okuryazarlığının önemli bir örneğidir.

"GÜZEL BİDAT" MI, İSLAM’A UYGUN UYGULAMA MI?

Günümüzde kendisine en çok atıf yapılan ve bir kesimin diğer bir kesimi ilzam ve itham etmek için kullandığı kavramlardan biri bidat kavramıdır. Birçok kimse bidatin “güzel bidat (bid’at-ı hasene) ve çirkin bidat (bid’at-ı seyyie) şeklinde iki kısımda ayrıldığını bilir.

 Hz. Ömer’in (r.a.) Teravih Örneği ve Yanlış Anlaşılan Kavramlar

Hz. Ömer’in (r.a.) teravih namazının tek bir imam arkasında kılınmasıyla alakalı “Bu ne güzel bidattir.”[1] cümlesini de buna delil olarak gösterir. Şunu belirtmek gerekir ki bidatin güzeli olmaz. Güzel olan, İslâm'a uygunluğundan dolayı uygulamanın, amelin, davranışın kendisidir.

Yani “güzel bidat” ifadesi hakikatte “İslâm'a muvafık olan güzel bir uygulama, sünneti ihlal etmeyen davranış, Kur'ân’a uygun olan amel, şeriata ters düşmeyen unsur ve tasarruf” demektir. Bu sebeple Hz. Peygamber “Sonradan dindenmiş gibi lanse edilerek dine sokulan her şey bidattir. Her bidat dalalettir-sapıklıktır-aşırılıktır. Ve her dalalet de sahibini cehenneme götürür” mealindeki hadisiyle [2]sonradan ortaya çıkanlara değil, önceden dinde var olan şeylerin sonradan ortaya din diye çıkarılanlarla ihmal edilmesini -Allah-u A’lem- vurgulamaktadır.

Dinin Özüne Meydan Okuyan Gelenekler

Bidatin bilinen en yaygın anlamı, benzeri olmayan, alışılmışın dışında olan ve sonradan ortaya çıkan şeydir.[3] Bu açıdan bakıldığında Kur'ân ve Sünnet, Mekkeli müşriklerin atalarından gördüğü yaygın din anlayışına ve putperestliğe meydan okuyor olmasından dolayı birer bidat olarak algılanmıştır. Onların “Biz babalarımızdan böyle görmedik.” Ya da “Biz atalarımızın dinini terk edemeyiz.” refleksinin temelinde, putperestlik de olsa kendilerinin alıştığı dinlerine karşı tevhidin ve tek bir ilah tasavvurunun emrediliyor olması bulunmaktadır.

ZAMANIN DEĞİL, ÖZÜN MESELESİ: SÜNNETİ İHMAL EDEN TUZAKLAR

Bir Müslüman dinde olana sahip çıkmak, dinde yeri olmayana ise tevessül etmemekle mükelleftir. Allah ve Rasûlü’nün bizlere bildirdiği, ehl-i sünnet âlimlerinin üzerinde ittifak ettiği, şeriatın maksat ve hikmetlerine münasip olduğunu beyan ettiği her husus bir Müslüman için sevap kaynağıdır, şer'îdir ve üzerine titrenmesi gereken bir vaziyettir.

Bidatin herkes tarafından anlaşılabilecek en yalın karşılığı ise dine ait herhangi bir unsuru ihlal ve ihmal edip onun yerine dinden olmayan bir unsurun dâhil edilmesidir.

Sonradan Çıkan Her Şey Bidat midir?

Bu sebeple bidat, sonradan ortaya çıkan her şey değil, bilakis dine ait olanların çıkarılarak onların yerine dindenmiş gibi ihdas edilen şeylere verilen isimdir. Nitekim bugün farklı coğrafyalarda Müslümanlık adına yapılan ve insanların teveccüh ettiği birçok hayırlı-güzel uygulamanın Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında olmadığını herkes bilmektedir.

Söz gelimi Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında olmamasına rağmen Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer kendi zamanlarında ortaya çıkan bazı işlere onay vermişlerdir. Bu sebeple bidat, “zamanla” ilgili bir mesele değil, İslâm'ın özü, şeriatın çerçevesi ve dinin maksat ve muhtevasının dışına çıkmakla alakalı bir yöneliştir. Şayet herhangi bir iş, bir sünneti veya İslâm'ın bir sütununu yıkarak onun yerine geçmeye çalışıyorsa asıl bidat budur ve dalalete-sapkınlığa götüren bir cehennem tuzağıdır.

Bidatlara sarılmak demek, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) getirmiş olduğu dinin ve O’nun sünnetinin zımnen -haşa- gereksiz ve yetersiz olduğunu iddia etmek demektir. Hz. Peygamber'i (s.a.v.) örnek almada problem yaşamak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Müslümanlığının -haşa- eksik olduğunu ima etmek demektir. Halbuki İslam her konuda sevap kazanabilme kanallarını açık tutmuş, Müslümanların niyetlerine ve akıllarından geçirmesine rağmen yapamasalar da iyi temennilerine sevap vermeyi vaat etmiştir.

Cenaze Evindeki Yas: Sünnetten Uzaklaşan Uygulamalar

Mesela Hz. Peygamber (s.a.v.) cenaze evine yemek götürülerek cenazesi olan kimselere yardım etmeyi teşvik etmektedir.[4] Bu önemli bir Nebevî bir tavsiye ve terbiyedir. Bir Müslümanın diğer bir Müslüman üzerindeki sorumluluğunu ifa etmesidir. Ancak cenaze evini düğün evine çevirmek yahut cenazenin defninden sonra mezar çıkışında yahut kabir başında şeker-çikolata-ikram dağıtmak gibi bir uygulama bidattir.

Bu konuda İbn Arabî “Safa yerinde cefa-acı konuşmak, safa sahibine bir ezadır.”[5] demektedir. Yani düğün evinde yas tutup orayı cenaze evine çevirmek nasıl ki düğün sahiplerine eza verirse ölü evinde safa sürer gibi orayı düğün yerine çevirmek de cenaze sahiplerine eza ve cefa verir.

KEMALE ERMİŞ BİR DİN VE İHTİYAT İLKESİ

Bir diğer husus, Hz. Peygamber (s.a.v.) insanları mübarek gün ve gecelerde nafile ibadetlere teşvik etmekteyken bu özel gecelerde Hz. Peygamber'den nakledilmeyen birtakım rivayetlere sarılmak, belirli şekillerde ve rekatlarda namaz kılındığında ecirler ve sevaplar verileceğine inanmak, yaygın rastlanılan bir bidattir. Hangi ibadete ne kadar sevap ve mükafat verileceğini takdir etmek sadece şeriat koyucu Şârî-i hâkimin uhde ve yetkisinde olan bir inisiyatiftir.

Hakeza vefat eden kimsenin ardından Kur'ân-ı Kerim okumak, sadakalar dağıtmak, onun adına hayır-hasenat yapmak teşvik edilmiştir ve bunlar, ölen kimse için yapılan istiğfar kabilinden önemli iyiliklerdir. Ancak yedinci-kırkıncı-elli ikinci geceler gibi ritüeller yapmak ve buna bir de sevaplar tayin ederek ölüye kabrinde faydalı olacağı şeklinde mükâfatlar tayin etmek birer bidattir.

İslam, Allah Teâlâ'nın eksik bırakmaksızın mükemmel kıldığı ve kıyamete kadar her arayanın aradığını bulabileceği kemal üzere indirdiği dinin adıdır.

Mükemmel Bir Din: İslam’da Eksik veya Fazlalık Olur mu?

Bir Müslümanın aşırılığa kaçmaksızın, sünnetin dışına çıkma ihtiyacı dahi hissetmeden mutedil bir çizgide Müslümanlığını yaşayabileceği bir kuşatıcılığa sahiptir.

Bu sebeple bir Müslüman ne İslam'da olmayanı İslâm'a dâhil ederek daha fazla Müslüman olabilir veya daha fazla sevaba nail olabilir ne de İslam'daki herhangi bir şeyi gereksiz ve fazlalık görerek revize yahut güncelleme ihtiyacı hissederek herhangi bir uygulamayı kolaylaştırabilir. Nitekim dinin mükemmel olması demek, eksik veya fazlalığı olmaksızın kemal derecesinde olması demektir.

Şüphe Anında Altın Kural: İbnü'l-Hümâm’ın İhtiyat İlkesi

Hanefî fakihlerinin öncülerinden İbnü'l-Hümâm’ın şu yaklaşımını şiar edinmek, bir Müslümanın sergileyebileceği en güzel tutumlardan bir olacaktır:

“Bazı ibadetlerin vacip mi yahut bidat mı olduğu konusunda şüpheye düşülürse ihtiyatla hareket edilir ve vacip olduğu şekliyle amel edilir. Ancak bir ibadetin sünnet mi yoksa bidat mı olduğunda şüphe edilirse onun bidat olduğu seçeneği tercih edilir. Çünkü bidati terk etmek zorunludur, ancak sünneti yerine getirmek farz-vacip gibi elzem değildir.[6]

Dipnotlar:

[1] Buhârî, “Terâvîh” 1.

[2] Müslim, “Cum’a” 43; Ebû Dâvûd, “Sünnet” 6.

[3] İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, 18/6.

[4] Ebu Davud, Cenâiz, 25-26.

[5] Muhyiddîn İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, 1/416.

[6] Kemâleddîn İbnü’l-Hümâm, Şerhu Fethu’l-kadîr, 1/521.

Kaynak: Dr. Mehmet Büyükmutu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481

İslam ve İhsan

İSLAM'DA SÜNNETİN ÖNEMİ VE FAZİLETİ

İslam'da Sünnetin Önemi ve Fazileti

GÜNÜMÜZDE ARTAN BATIL İNANÇLAR VE BİDATLER

Günümüzde Artan Batıl İnançlar ve Bidatler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle