“Size İki Önemli Şey Bırakıyorum” Hadisi

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bıraktığı iki önemli emanet olan Kur’an ve sünnet ile Ehl-i Beyt’e dair rivayetler; ümmetine yönelik tavsiyeleri açıklanıyor.

Hazırlayan: Dr. Mehmet Büyükmutu

İslâm'ın kendileri aracılığıyla nakledilip Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatından sonra tebliğ vazifesini birinci derecede yerine getiren nesil, sahâbe nesli olmuştur. Onlar gerek ayetlerin nüzulüne gerek hadislerin vüruduna gerekse Hz. Peygamber’le (s.a.v.) birlikte yaşanan birçok hadisenin gerçekleşmesine şahit olmuşlardır.

BÜTÜN SAHÂBİLER HER HADİS'E ŞAHİT OLMUŞ MUDUR?

Bu sebeple sahâbiler, o dönemin sonraki kuşaklara nakledilmesinde, tâbiîn neslinin yetişmesinde ve İslâm'ın en sahih şekilde anlaşılmasında Hz. Peygamber'den (s.a.v.) sonra en önemli konumda yer almışlardır.

Bununla birlikte bütün sahâbilerin âlim, fakih ve müctehid olduğu çıkarımının yapılması yahut bütün sahâbilerin istisnasız Hz. Peygamber’le (s.a.v.) vakit geçirdiği, tüm hadislere vâkıf olduğu, hata ve günah işlemediği ya da her hadiseye şahit olduğu gibi sonuçlara varılması hem gerçeği yansıtmamakta hem de sahâbilere kutsallık atfedilmesine sebebiyet vermektedir. Bundan dolayı Hz. Peygamber'den (s.a.v.) nakledilen rivayetlerin bir kısmına bazı sahâbiler şahit olurken diğer bir kısmına şahitlik edememişlerdir. Literatürde ve tarihte bunun birçok örneği bulunmaktadır. Hayatın olağan akışı içinde böyle bir durumun yaşanması kaçınılmazdır. Nitekim her ne kadar Hz. Peygamber’le (s.a.v.) aynı atmosferde ve mekânda yaşamış olsalar da günlük hayatları, meşguliyetleri ve vazifeleri gereği Hz. Peygamber’den (s.a.v.) ayrı kaldıkları zamanlar da olmuştur.

SEKALEYN HADİSİ: FARKLI RİVAYETLER VE FARKLI VURGULAR

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) daha çok “sekaleyn hadisi” olarak bilinen ve “Size iki önemli şey bırakıyorum. Bunlara tutunduğunuz müddetçe sapıklığa düşmez, yolunuzu şaşırmazsınız.” şeklinde başlayan hadisi bunlardan biridir. Bu hadis-i şerif, farklı sahâbiler tarafından üç farklı şekilde rivayet edilmiştir. Bunların bir kısmında sadece “Kur'an-ı Kerim” ifadesi geçmekte, bir kısmında “Ehl-i Beytim (ıtrat)” ifadesi kullanılmakta, bir kısmında ise “sünnetim (veya Peygamber'in sünneti)” kavramı yer almaktadır (et-Tirmizî, ts., 355; el-Hanbel, 2001, 17/309; 18/114; en-Nîsâbûrî, 1991, 1/171-172; 3/118).

Bu hadisin nakledildiği birçok kaynak, kimi zaman ideolojik ve subjektif değerlendirmeler sebebiyle bağlamından uzaklaştırılmış; Şiî eserler başta olmak üzere metin üzerinden politik bir simgecilik ve taraflı yorumlar yapıldığı gözlemlenmiştir. Birçok hadis kaynağında ve ilk dönem siyer eserinde zikredilen sekaleyn hadisinin, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Veda Haccı dönüşü Gadîr-i Hum olarak bilinen mevkide yaptığı bir konuşmada ifade edildiği belirtilmektedir. Hadisin en kuvvetli ve muteber kabul edilen kanalları ise Zeyd b. Erkam ve Câbir b. Abdillâh kanalıyla nakledilen aktarımlardır (Yavuz, 2005, 333-334, 354).

PEYGAMBERİMİZ’İN BIRAKTIĞI İKİ EMANET: KUR’AN VE SÜNNET

Müslümanların sıkıca sarıldığı ve taviz vermediği müddetçe İslam’ı en güzel şekilde yaşayacakları, dalalet ve sapkınlığa düşmeyecekleri birincil kaynak Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu tavsiyesini başka rivayetlerde Kur'an ve sünnet ikilisi üzerinden yapmaktadır.

İmam Mâlik ve Hâkim en-Nîsâbûrî’nin İbn Abbas’tan (r.a.) naklettiği bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti.” Hâkim en-Nîsâbûrî, bu rivayet Buhârî ve Müslim’de yer almasa da sıhhat derecesi bakımından her iki muhaddisin de şartlarına uyduğunu ifade etmektedir (en-Nîsâbûrî, 1991, 1/171).

ZEYD B. ERKAM’IN (R.A.) RİVAYETİYLE EHL-İ BEYT EMANETİ

Zeyd b. Erkam tarafından nakledilen ve “Ehl-i Beytim (ıtrat)” ifadesinin geçtiği olayı ise Yezîd b. Hayyân şöyle anlatmaktadır:

“Bir gün Husayn b. Sebre ve Amr b. Müslim ile beraber Zeyd b. Erkam’ın evine gittik. Yanına oturduğumuzda Husayn b. Sebre, ‘Ey Zeyd! Sen pek çok lütfa nail olmuş bir kimsesin. Rasûlullâh’ı gördün, sözünü dinledin, onunla birlikte savaşlara katıldın ve arkasında namaz kıldın. Doğrusu büyük saadete erdin, Zeyd! Rasûlullâh’tan duyduklarını bize de anlat!’ dedi.

Bunun üzerine Zeyd şunları söyledi: ‘Yeğenim! Vallahi yaşım ilerledi, aradan çok zaman geçti. Rasûlullâh’tan duyup öğrendiklerimin bir kısmını unuttum. Bu sebeple size anlattıklarımı öğrenin, anlatmadıklarım hususunda da beni zorlamayın.’

Ardından sözlerine şöyle devam etti: ‘Bir gün Rasûlullâh Mekke ile Medine arasındaki Hum diye bilinen suyun (Gadîr-i Hum) başında ayağa kalkarak Allah’a hamd ü senâ etti.’ Bize bazı nasihatlerde bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

— ‘Ey insanlar! Ben de bir insanım. Yakında Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben onun davetine uyup gideceğim. Size iki önemli şey bırakıyorum. Biri, insanı doğruya götüren bir rehber ve nur olan Allah’ın kitabı Kur’an’dır. Ona yapışın ve sımsıkı sarılın!’

Rasûlullâh (s.a.v.) Kur’an’a sarılma ve ona bağlanma konusunda tavsiyelerde bulunduktan sonra sözlerine şöyle devam etti:

— ‘Size bir de Ehl-i Beytimi bırakıyorum. Allah’tan korkun da Ehl-i Beytime saygılı davranın! Allah’tan korkun ve Ehl-i Beytime saygılı davranın! Allah’tan korkun ve Ehl-i Beytime saygılı davranın!’

Bunun üzerine Husayn b. Sebre (r.a.), Zeyd’e hitaben, ‘Ey Zeyd! Peygamber’in Ehl-i Beyti kimdir? Hanımları da Ehl-i Beytinden değil midir?’ diye sorunca Zeyd, ‘Hanımları da Ehl-i Beytindendir. Fakat onun asıl Ehl-i Beyti, kendisinden sonra kendilerine sadaka almaları haram kılınanlardır.’ diye cevap verdi.

Husayn tekrar, ‘Sadaka almaları haram olanlar kimlerdir?’ diye sorunca Zeyd, ‘Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Cafer’in ailesi ve Abbas’ın ailesidir.’ dedi. Husayn, ‘Bunların hepsine mi sadaka almak haramdır?’ diye sorunca da Zeyd, ‘Evet.’ cevabını verdi.” (Müslim en-Nîsâbûrî, 1955, Fedâilü’s-sahâbe, 36).

Bu hadise ilaveten Müslim, diğer bir rivayet olan “Size iki önemli şey bırakıyorum. Bunlardan biri Allah’ın kitabıdır. O, Allah’ın ipidir. Ona yapışan doğru yolu bulur; onu bırakan da yolunu sapıtır.” hadisini de nakletmektedir (Müslim en-Nîsâbûrî, 1955, Fedâilü’s-sahâbe, 36).

SEKALEYN HADİSİNİN DOĞRU ANLAŞILMASI: KİTAP, SÜNNET VE EHL-İ BEYT

Söz konusu üç rivayette de biri şer'î yükümlülük, diğeri ise ahlâkî sorumluluk olmak üzere iki önemli husus ortaya çıkmaktadır: Birincisi, İslâm'ın yegâne kaynağı olan Kitap ve Sünnet'e bağlılığın şer'î bir zorunluluk ve yükümlülük oluşudur. İkincisi ise Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt’ine duyulması gereken saygı, muhabbet, sadakat ve vefanın kaçınılmaz bir ahlâkî sorumluluk olmasıdır.

Nitekim Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatından sonra Ehl-i Beyt’e karşı sergilenen olumsuz tutumlar; Hz. Hüseyin (r.a.) başta olmak üzere Ehl-i Beyt’e mensup birçok Müslüman'ın şehit edilmesi, işkenceye maruz kalması ve sürgün edilmesi gibi acı hadiseler göz önüne alındığında, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) “Ehl-i Beytim” diyerek emanet ettiği ve haklarının gözetilmesi konusunda Allah Teâlâ’dan sakınılmasını emrettiği husus daha bariz bir şekilde anlaşılmaktadır (Açıkel, 2025, 830).

Nitekim burada yapılan Ehl-i Beyt vurgusunun bir seçkinlik, elitlik, aristokrasi yahut soy üstünlüğü maksadıyla yapılmadığı; bazı Şiî kaynaklarda iddia edildiği gibi politize edilebilecek ya da kutsama aracı kılınabilecek bir nitelik taşımadığı görülmektedir. Bilakis bu vurgu; muhabbet duyma, saygı gösterme, zulmetmeme ve vefa gösterme hususunda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatından sonra O’nun hatırasına ve ailesine azami saygının gösterilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Daha açık bir ifadeyle hadisteki Ehl-i Beyt vurgusu bir "imamet/siyasi liderlik" tayini değil; Hz. Peygamber'in (s.a.v.) emaneti olan ailesine gösterilecek vefa, sevgi ve saygı talebidir.

Aynı hadisin diğer rivayetlerinde geçen “Kitap ve Sünnet” vurgusu ise ayet ve hadislerin birbirinden ayrıştırılarak anlaşılamayacağını, Kitap’ın anlaşılmasında ve tatbik edilmesinde Sünnet'in kaçınılmaz bir kaynak değeri taşıdığını ön plana çıkarmaktadır. Başka bir ifadeyle Sünnet'in dindeki konumunun Ehl-i Beyt'in konumundan öncelikli olduğunu ve hakiki rehberliğin Sünnet ile kaim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

ZEYD B. ERKAM (R.A.): KERBELÂ’DA ŞAHİDLİĞİ VE EHL-İ BEYT’E VEFASI

Medineli bir yetimdi. Onu Abdullah İbni Revâha hazretleri himâyesine alıp büyüttü. Uhud Gazvesi’ne katılmak isteyen Üsâme ve Abdullah İbni Ömer (r.a.) gibi çocuklardan biri de Zeyd’di. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) onları küçük bulduğu için savaşa katılmalarına izin vermedi. Hicretin sekizinci yılında yapılan Mûte Savaşı’na Abdullah İbni Revâha’nın terkisine binerek gitti. Daha sonraları Resûlullah Efendimiz’le (s.a.v.) birlikte on yedi gazvede bulundu.

Zeyd İbni Erkam’dan (r.a.) söz edip de onun hayatındaki şu önemli sahneyi anlatmamak olmaz:

Kerbelâ’da Hz. Hüseyin (r.a.) şehid edilip kesik başı Kûfe ve Basra vâlisi Ubeydullah İbni Ziyâd’ın önüne getirildiği zaman Zeyd İbni Erkam (r.a.) da orada bulunuyordu. İbni Ziyâd elindeki değnekle Hz. Hüseyin’in (r.a.) ön dişlerine vurmaya başlayınca Zeyd dayanamadı:

- Çek şu deyneğini! Ben o dişleri Resûlullah’ın öptüğünü gözlerimle gördüm, dedi ve bu gaddarlık karşısında hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Vâli İbni Ziyâd onun bu sözlerine kızdı:

- Eğer yaşını başını almış bir ihtiyar olmasaydın boynunu vururdum, diye çıkıştı.

Zeyd İbni Erkam (r.a.) böyle gürültülere pabuç bırakacak adam değildi. O haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık olduğunu Resûlullah’dan (s.a.v.) öğrenmiş bir insandı. Kalkıp giderken oradakilere şöyle haykırdı:

- Ey Araplar! Siz bundan sonra birer kölesiniz. Siz Fâtıma’nın oğlunu şehid ettiniz, (vali İbni Ziyâd’ı kastederek) Mercâne’nin oğlunu da kendinize emir ve hâkim yaptınız. Halbuki o sizin hayırlılarınızı öldürmüş, kötülerinizi de kendisine kul yapmak istemiştir. Siz bu zillete razı oldunuz. Zillete razı olan kahrolsun!..

Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) doksan hadis rivayet etmiş olan Zeyd İbni Erkam (r.a.) bu yürekler yakan Kerbelâ hâdisesinden beş yıl sonra 66 (685) yılında Kûfe’de vefat etti. Allah ondan razı olsun.

Bu hadîs-i şerîfi Zeyd İbni Erkam’dan (r.a.) rivayet eden Yezîd İbni Hayyân, ise Kûfeli muhaddis bir tâbiîdir.

Kaynakça:

  • Açıkel, Yusuf. “Kur’an ve Sahih Hadislerde Ehl-i Beyt’in Konumu”. Turkish Academic Research Review 10/3 (Eylül 2025), 816-835.
  • Hanbel, Ahmed b. Hanbel el-. Müsnedü’l-İmâm Ahmed b. Hanbel. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2001.
  • Nîsâbûrî, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc el-Kureşî en-. Sahîhu Müslim. nşr. Muhammed Fuad Abdülbâkî. Beyrut: İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî, 1955.
  • Nîsâbûrî, Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed el-Hâkim en-. el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 1991.
  • Tirmizî, Muhammed b. Îsâ b. Sevra et-. Sünenü’t-Tirmizî. Riyâd: Mektebetü’l-Meârif, ts.
  • Yavuz, Adil. “Ehl-i Sünnet’e Göre Ehl-i Beyt’in Konumu - Sekaleyn Hadisi Üzerine Bir Değerlendirme”. Marife Dini Araştırmalar Dergisi 5/3 (Aralık 2005), 333-360. https://dergipark.org.tr/tr/pub/marife/article/436648

İslam ve İhsan

“ALLAH’DAN KORKUN DA EHL-İ BEYT’İME SAYGILI DAVRANIN” HADİSİ

“Allah’dan Korkun Da Ehl-i Beyt’ime Saygılı Davranın” Hadisi

EHLİ BEYT İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Ehli Beyt ile İlgili Ayet ve Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.