Nekbe’den Gazze Soykırımına: Can Kaybı Yüzde 50 Arttı, Yıkım Katlandı

Nekbe’den Gazze soykırımına uzanan 78 yıllık süreçte can kaybındaki artış ve yıkımın boyutları ele alınıyor. Bölgedeki insani tablo verilerle değerlendiriliyor.

Filistinliler, 15 Mayıs 1948’de İsrail’in Filistin topraklarının büyük bölümünde kurulmasını ve bu süreçte yüz binlerce kişinin yerinden edilmesini “Büyük Felaket” (Nekbe) olarak adlandırıyor.

Nekbe, Filistinliler için bitmiş bir felaket değil; devam eden bir sürecin başlangıcıydı. 1948’de köylerinden edilenlerin torunları bugün Gazze’de derme çatma çadırlarda yaşam mücadelesi verirken, Batı Şeria’da her gün yeni el koyma kararlarıyla karşı karşıya kalıyor. Rakamlar ise oldukça çarpıcı: Son 2,5 yılda Gazze’de öldürülen Filistinlilerin sayısı, 78 yıllık Nekbe döneminin toplam kaybını geride bırakmış durumda.

Filistin Merkezi İstatistik Kurumu verilerine göre, İsrail’in Ekim 2023’te başlattığı Gazze saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı, 1948’den Ekim 2023’e kadar geçen sürede öldürülen Filistinlilerin sayısından yüzde 50 daha fazladır.

GEÇEN 78 YILDA İKİ BÜYÜK ZORUNLU GÖÇ

İsrail’in 1948’deki işgalinin ardından yaklaşık 1,4 milyon Filistinliden 957 bini Batı Şeria, Gazze ve çevre Arap ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Binlerce Filistinli ise işgal altındaki topraklarda yerinden edildi.

Buna karşılık, Ekim 2023–Nisan 2026 döneminde 2,3 milyon nüfuslu Gazze’de yaklaşık 2 milyon kişi zorla yerinden edildi. Çoğu defalarca yer değiştiren Gazzeliler, bugün çadırlarda ve barınma merkezine dönüştürülen okullarda yaşamaya çalışıyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kamplarında ise İsrail ordusunun saldırıları nedeniyle yaklaşık 40 bin Filistinli daha yerinden edildi.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI VE YIKIM

Filistin Merkezi İstatistik Kurumu’na göre, Gazze’de son 2,5 yılda yaşanan can kaybı, 1948’den 2023’e kadar olan Nekbe dönemindeki toplam kaybı yüzde 50 oranında aşmıştır.

Nekbe döneminde Siyonist çetelerin gerçekleştirdiği 70 katliamda 15 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Gazze Şeridi’nde ise Ekim 2023’ten bu yana 72 bin 601’den fazla Filistinli yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenler arasında 20 bin 413 çocuk ve 12 bin 524 kadın bulunuyor. Ayrıca 3 binden fazla sağlık çalışanı, sivil savunma görevlisi, gazeteci ve eğitimci de öldürüldü.

Batı Şeria’da aynı dönemde en az 1160 Filistinli İsrail ordusu ve yerleşimci saldırılarında hayatını kaybetti.

İSRAİL’İN 78 YILLIK İŞGAL POLİTİKASI

İsrail, 1948’de tarihi Filistin topraklarının yaklaşık yüzde 85’i üzerinde kuruldu. Nekbe sürecinde 774 Filistin köy ve şehri işgal edildi, 531’i tamamen yıkıldı.

Gazze’de yalnızca son 2,5 yılda 102 binden fazla bina tamamen yıkıldı, 330 bin konut ise kısmen veya tamamen hasar gördü. Camiler, kiliseler, hastaneler, okullar ve sivil altyapı da büyük ölçüde zarar gördü.

Batı Şeria’da ise 2025 yılı içinde 5 bin 571 dönüm araziye el konuldu. Aynı dönemde 258’i Doğu Kudüs’te olmak üzere 1400’den fazla yapı yıkıldı. Bölgede 645 yasa dışı yerleşim bulunuyor ve bu yerleşimlerde yaşayan İsraillilerin sayısı 778 bini aşıyor.

2022–2025 yılları arasında Batı Şeria’da 61 binden fazla saldırı gerçekleşti; 81 binden fazla ağaç söküldü. Bölge genelinde kurulan 900 askeri kontrol noktası, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü ciddi biçimde kısıtlıyor.

SU KAYNAKLARI VE İNSANİ KRİZ

İsrail, Batı Şeria’daki yeraltı su kaynaklarının yüzde 85’inden fazlasını kontrol ediyor ve Filistinlilerin yeni su kuyuları açmasını engelliyor.

Gazze’de ise saldırılar sonrası kişi başına düşen günlük su miktarı 3–5 litreye kadar gerilemiş durumda. Oysa uluslararası insani standartlara göre minimum 15 litre suya ihtiyaç duyuluyor.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

NEKBE'NİN TANIĞI FİLİSTİNLİ HIZIR: YAŞANANLARI DÜN OLMUŞ GİBİ HATIRLIYORUM

Nekbe'nin Tanığı Filistinli Hızır: Yaşananları Dün Olmuş Gibi Hatırlıyorum

İSRAİL GAZZE’DE NEDEN SOYKIRIM YAPIYOR?

İsrail Gazze’de Neden Soykırım Yapıyor?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.