Mustazaflık Mazeret mi?

Kapitalist düzenin iktisâdî hayata şartlarını dayattığı günümüzde Kurʼânʼdaki “Mustazaf / zayıf düşürülmüş Müslüman” ifadesi, bir mâzeret alanı olarak görülebilir mi?

Asr-ı Saâdet toplumu, ekseriyetle varlıklı bir toplum değildi. Onları yok etmeye çalışan, civarlarındaki müşrik ve gayrimüslim toplumlar ise onlardan çok daha varlıklı ve maddî bakımdan güçlü idi. Fakat Asr-ı Saâdet toplumu, düşmanlarıyla mücâdele edebilmek için, madden güçlenelim diye gayrimüslim kabileler gibi fâize, tefeciliğe, haksız kazanca yönelmedi. Hattâ böyle bir yanlışa en ufak bir meyil göstermedi. Yegâne güç, kuvvet ve kudretin Cenâb-ı Hakkʼın takdir ve taksimiyle olduğuna tevekkül edip saʼy u gayret ettiler. Neticede de muvaffak oldular. En büyük fütûhât, sahâbe zamanında yaşandı. Zira şurası muhakkak ki mânevî güç, maddî gücü dâimâ bertarâf eder. Âyet-i kerîmede:

“…Nice az sayıda bir topluluk, Allâhʼın izniyle çok sayıdaki topluluğa gâlip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (el-Bakara, 249) buyruluyor.

Yine Fâtiha sûresindeki; “(Rabbimiz!) Ancak Sana kulluk ederiz ve yalnız Senʼden yardım bekleriz.” (el-Fâtiha, 5) âyet-i kerîmesi muktezasınca, biz de ne kadar Allâhʼa itaat üzere olabilirsek, Cenâb-ı Hakkʼın bize yardımı da o nisbette olur.

İNSAN TERBİYECİLERİ

İnsan, terbiyeye muhtaçtır. Bunun için toplumların câhiliye devirlerinde en büyük insan terbiyecileri olarak peygamberler gönderilmiştir. En büyük câhiliye devri de Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimizʼin teşrif ettiği devirdir ki o zamanın iktisâdî şartları bugünün kapitalizminden çok daha beterdi. İnsanlık olarak her şey sıfırlanmıştı. Vicdan olarak sıfırlanmıştı. O zamanın da zenginleri, fakirleri vardı. Kapitalizmden çok daha beter olan bir câhiliye toplumunu, Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem nasıl istikâmetlendirdi? Allah Rasûlü onları nasıl terbiye etti de cihan tarihinde bir daha emsâli görülmemiş olan “Asr-ı Saâdet Toplumu”nu meydana getirdi? Habeşli Vahşî, ne şekilde Hazret-i Vahşî radıyallâhu anh oldu. Kız çocuklarını annelerinin yüreğinden feryatlar içinde söküp kopararak diri diri gömmeye götüren insanlar, nasıl gözü yaşlı, kalbi merhamet ve şefkatle dolu müʼminler hâline geldi? İşte buna bakmak lâzım.

Kapitalizm gibi, sosyalizm gibi, eski zamanlarda da benzeri sistemler çok gelip geçti.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Müslümanın Para ile İmtihanı, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

İSLAM’DA SABRIN VE SABRETMENİN MÜKAFATI

İslam’da Sabrın ve Sabretmenin Mükafatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.