Mükâfât ve Mücâzât Nedir?

Mükafat nedir? Mücazat nedir?

İnsan dünyada yaptıklarının karşılığını bu dünyadayken tam olarak alamaz. Bu dünyada işlenen amellerin karşılığı ahirette alınacaktır. Çünkü gerçek mükâfat ve ceza yeri ahiret yurdudur. İnsan nasıl bir hayat yaşadıysa kabir hayatıyla birlikte karşılığını görmeye başlar. Ya ıstırap ve sıkıntı dolu ya da gül bahçesi gibi ferah bir kabir…  Ölümden sonraki hayatının her safhasında; kıyamet koparken, mahşerde, sorguda, hesapta, mizanda, sıratta, insan hak ettiği mükâfat ve cezayı görmeye devam eder. Cennet ve cehennem ise, ahiret hayatının son ve ebedî duraklarıdır. Zira ebedî huzur ve mutluluk, sonsuz ceza ve ıstırap burada yaşanacaktır.

Cennet

Kelime olarak bahçe, bitki ve sık ağaçlarla örtülü yer anlamına gelen cennet, terim olarak “çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve mü’minlerin içinde ebedi olarak kalacakları ahiret yurdu”na denir. Cennet ve oradaki hayat sonsuzdur yani ebedidir.

Kur’an’da cennet ve onun kademeleri için şu isimler kullanılmıştır. Cennetü’l-me’vâ (şehitlerin ve mü’minlerin barınağı ve konağı olan cennet), cennetü-adn (ikamet ve ebedilik cenneti), dar’ul-hulûd (ebedilik yurdu), Firdevs (her şeyi kapsayan cennet bahçesi), dâru’s-selam (esenlik yurdu), dâru’l-mukâme (ebedi kalınacak yer), cennâtü’n-naim (nimetlerle dolu cennetler), el-makâmu’l-emin (güvenli makam).

Kur’an-ı Kerim’de cennet şöyle tasvir edilir:

Cennet, genişliği göklerle yer kadar yani çok çok büyük ve yakıcı sıcağın da dondurucu soğuğun olmadığı, rahatsız edici aşırılıkların olmadığı bir yerdir. Temiz su, tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarının yer aldığı cennette, suyu zencefille kokulandırılmış tatlı su pınarı (selsebil) ve ardında misk kokusu bırakan bir içecek de vardır. Cennet içecekleri, baş ağrıtmayan, sarhoş etmeyen mahza faydalı içeceklerdir. Cennette türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları, bağlar, salkımları sarkmış muz ağaçları ve çeşit çeşit lezzetli kuş etleri bulunur.

Cennetliklerin özellikleriyle ilgili de şu bilgiler verilir:

Cennetliklerin elbiseleri ince ve kalın halis ipektendir. Evleri güzeldir. Onlara hizmet etmek için ölümsüz gençler dolaşırlar. Altın kadeh ve tepsiler dolaştıran bu gençler güzelliklerinden dolayı birer inci sanılırlar. Cennettekilere altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Yorgunluk ve zahmet çekilmeyecek olan cennette, boş ve yalan söz işitilmez. Cennetliklerin kalplerinden de kin sökülüp atılmıştır.

Cennet nimetlerinin insan akıl ve hayalinin alamayacağı güzellikte olduğunu Peygamber Efendimiz bir kudsî hadis-i şerifte[1] şöyle açıklamıştır:

“Cenab-ı Hakk buyuruyor ki: Salih kullarım için ben, cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve insanın kalbinden bile geçmeyen nice nimetler hazırladım.”[2]

Şüphesiz cennetteki nimetlerin en büyüğü Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve Allah’ı görmektir (cemâlini seyreylemektir). Bu konuda Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

“...Allah’ın rızası ise hepsinden (bütün cennet nimetlerinden) daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.”[3]

“Yüzler vardır ki o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rabblerine bakacaklardır.”[4]

Ehl-i sünnet âlimlerine göre Yüce Allah cennette, (mahiyetini ancak Allah’ın bileceği bir sûrette) mü’minler tarafından görülecektir.

Cehennem

Kelime olarak derin kuyu anlamına gelen cehennem, ahirette kâfirlerin sürekli olarak, günahkâr mü’minlerin de günahları ölçüsünde cezalandırılmak üzere kalacakları azap yeridir. Kur’an’da cehennem için yedi isim kullanılmıştır: Cehennem (derin kuyu), nâr (ateş), cahim (son derece büyük, alevleri kat kat yükselen ateş, düşenlerin çoğunun geri dönmediği uçurum), saîr (çılgın ateş ve alev), sakar(ateş), hutame (obur ve kızgın ateş). Bu yedi ismin cehennemin yedi tabakası olduğu dakabul edilir.

Cehennem ve oradaki hayat, Kur’an’da şu şekilde anlatılır: Suçlular cehenneme vardıklarında, cehennem onlara büyük kıvılcımlar saçacak, uzaktan uğultusu işitilecektir. İnkârcılar için bir zindan olan cehennem, ateşten örtü ve yataklarıyla cehennemlikleri her taraftan kuşatan, yüzleri dağlayan ve yakan, deriyi soyup kavuran, yüreklere çöken kızgın ateş dolu bir çukurdur. Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem, kendisine atılanlardan doymayacaktır. İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, kara bir dumanın gölgesinde bulunacak cehennemliklerin derileri, her yanışında, azabı tatmaları için başka deriler ile değiştirilecektir. Onların yiyeceği zakkum ağacı, içeceği kaynar su ve irindir. Orada serinlik bulamadıkları gibi içecek güzel bir şey de bulamayacaklardır.

Allah’ı görmekten mahrum kalacak olan inkârcılara Allah rahmet etmeyecek, cehennem azabı onları ebedi olarak kuşatacaktır. Günahkâr mü’minler ise cehennemde ebedi kalmayacaklar, Peygamberimizin hadislerinde de bildirildiği gibi, cezalarını çektikten sonra cennete konulacaklardır.[5]

Ahiret hayatının her devresinde olduğu gibi, cehennem azabı, ruhen ve bedenen yaşanacaktır. Ancak cehennem hayatında sözü geçen, acı, ızdırap, azap, ateş vb. şeyler bu dünyadakilere benzemez. Bunların hakikatini insanların bilmesi mümkün değildir. Ancak Allah bilir.[6]           

A’raf

Dağ ve tepenin yüksek kısımları anlamına gelen a’raf kelimesi, cennetle cehennemin arasında bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır. A’raf ve a’raflıkların kimler olacağı konusunda farklı iki görüş vardır. Bazı âlimlere göre,

 1- Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış olarak ölen insanlarla, küçükken ölen müşrik çocukları a’rafta kalacaklardır.

2- A’raflıklar, iyi ve kötü amelleri eşit olan mü’minlerdir. Bunlar cennete girmeden önce cennetle cehennem arasında bir süre bekletilecekler, sonra Allah’ın lütfuyla cennete gireceklerdir.

 Kur’an’da a’rafta bulunanlarla ilgili olarak şöyle buyrulur:

“İki taraf (cennetliklerle cehennemlikler) arasında bir perde ve A’raf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete girmedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline “selam size” diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler”[7]

Havz

Kıyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacaktır. Mü’minler bunların tatlı ve berrak suyundan içerek, susuzluklarını gidereceklerdir. Kur’an’daki “Kuşkusuz biz sana kevseri verdik”[8] ayetinde geçen kevser genellikle havuz olarak anlaşılmıştır. Bu sebeple Peygamber Efendimizin kıyametteki havuzu için “havz-ı kevser” denilmiştir.

Hadislerde bildirildiğine göre kıyamet günü her peygamberin bir havuzu olacaktır. Bu havuzdan o peygamberin kendisi ve ümmeti içecektir. Peygamber Efendimizin havuzu çok geniş, suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzel, kadehlerinin sayısı da gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir kere içen bir daha ebediyen susamayacaktır.[9]

Dipnotlar:

[1] Kudsî hadis, manası Allah’tan lafzı (söz kalıbına dökülmesi) ise Allah Rasülüne ait olan hadis-i şeriftir.

[2] Buhârî, Tefsîr, Sûre, 32, Müslim, Cennet, 1;: Tirmizî, Tefsîr, Sûre, 32.

[3] Tevbe Sûresi, 72. ayet

[4] Kıyâme Sûresi, 22-23. ayetler

[5] Buhârî, Rikâk, 51, Tevhîd, 19; Tirmizî, Birr, 61; İbn Mâce, Mukaddime, 9.

[6] A’râf Sûresi, 46-47. ayet 

[7] A’raf Sûresi, 46-47. ayetler

[8] Kevser Sûresi, 1. ayet

[9] Havuz ile ilgili hadisler için bk. Buhârî, Rikâk, 53, Fiten. 1; Müslim. Fedâil, 9; Tirmizî. Kıyâmet, 14. 15.

AHİRET VE HALLERİ

Ahiret ve Halleri

YENİDEN DİRİLTİLMENİN KEYFİYETİ VE DELİLLERİ

Yeniden Diriltilmenin Keyfiyeti ve Delilleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.