Kendini Cehennemlik Görenlere Uyarı!

Yüce Rabbimiz, kendinden ümit kesenleri, kendini cehennmlik görenleri Kuran'ı Kerim'in hangi ayetinde ve nasıl uyarıyor?

Hüdâyî Hazretleri buyurur:

Kemâl-i lûtf u ihsânından Allah,
Dedi «lâ taknetû min rahmetillâh»[1]
Olagör rahmet ümmîdinde dâim,
Bu mânâdan eğer oldunsa âgâh…

Müʼmin, ne kadar günah işlemiş olursa olsun, Allâhʼın rahmetinden ümit keserek kendini Cehennemlik görecek kadar bedbinliğe kapılmamalıdır.

Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allâhʼın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (ez-Zümer, 53)

Cenâze namazlarından önce, mahzun gönüllerin ferahlaması için, imam ve müezzin efendiler tarafından, bilhassa bu âyet-i kerîmenin okunması âdet hâline gelmiştir.

Müʼmin, Cenâb-ı Hakkʼın rahmetinden tabiî ki ümit kesmeyecek. Lâkin müteâkib âyette, bu ilâhî müjdenin muhtevâsına girebilmek için gerekenler şöyle zikrediliyor:

“Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez!” (ez-Zümer, 54)

Yani son nefes gelmeden evvel Cenâb-ı Hakkʼa yönelip Oʼnun emir ve nehiylerine tam bir teslîmiyetle itaat etmeliyiz ki, bu ilâhî rahmete nâil olabilelim.

Dolayısıyla; “Nasıl olsa daha son nefesime çok var…” zannıyla tevbeyi ve sâlih amelleri -gelip gelmeyeceği meçhul- yarınlara tehir etmek, büyük bir aldanıştır. Zira; “Yarın yaparım diyenler helâk oldu!” buyrulmuştur.

Şunu da unutmayalım ki, “ilâhî rahmetten ümit kesmemek”le ilgili Kurʼânî telkinler, artık ebedî kurtuluş ümidini yitirmiş bulunan mücrimlere âdeta bir can suyu olsun diyedir. Yoksa nefis için bir tembellik ve azgınlık mâzereti olsun diye değil!..

Nitekim insanları ayartıp yoldan çıkarmak için yemin etmiş olan şeytan da;

“–Allah Ğafûr ve Rahîm’dir. Sen şimdi nefsânî arzularını tatmin etmeye bak, ilerde tevbe edersin!” şeklinde, rûha zehir saçan telkinlerde bulunmaktadır.

Buna mukâbil Cenâb-ı Hak da şu îkazda bulunuyor:

“…Sakın o çok aldatıcı (şeytan) sizi Allâh’ın affına güvendirerek kandırmasın!” (Lokman, 33; Fâtır, 5)

Dolayısıyla en büyük gaflet, insanın Allah yolunda olmadığı hâlde Oʼnun sadece “Rahman, Rahîm, Ğaffâr” gibi sıfatlarını düşünerek kendini kandırmasıdır. Yahut kendi hâlini toplumdaki gâfillerin vaziyetiyle kıyaslayıp, şahsî hatâ ve kusurlarını hafife almasıdır.

Hakîkaten nice gâfil insan;

“‒Allah nasıl olsa merhametlilerin en merhametlisidir, çok affedicidir.” der. Fakat bunu takvâ hisleriyle değil, bilâkis nefsine tâviz vermek ve daha kolay günah işleyebilmek için, vicdanını rahatlatmak maksadıyla söyler.

Hâlbuki Hak dostları, bütün güçleriyle ihlâs ve takvâ üzere yaşamaya gayret edip günahlardan titizlikle sakındıktan sonra;

“‒Yâ Rabbi, Sen merhametlilerin en merhametlisisin, affetmeyi seversin, lûtf u kereminle bu âciz kulunu da bağışla, kulluğumdaki kusur ve noksanlıklarımı affet.” derler. Gerçek bir kulluk edebi de bunu gerektirir.

Dolayısıyla müʼmin; “Allah affeder!” diye hatâda bile bile ısrar etmekten sakınmalıdır. Bilâkis, vakit kaybetmeden ve ısrarla tevbe-istiğfâr etmelidir. Zira kul, ne kadar tevbe ederse etsin, günahının affolunup olunmadığından aslâ emin olamaz. Bunun içindir ki Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“Günah işlemekten vazgeçmek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır.” buyurmuştur.

Şunu unutmayalım ki, Cenâb-ı Hak elbette “اَلْغَفُورُ / Ğafûr” yani bağışlaması bol ve “اَلرَّح۪يمُ / Rahîm” yani çok şefkatli ve merhametlidir. Fakat O -celle celâlühû-, aynı zamanda;

“اَلْقَهَّارُ / Kahhâr”dır, yani karşı konulmaz ve kahredici bir kudret sahibidir.

“عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ /Azîzüʼn Züntikamʼdır, yani suçluların hakkından gelen mutlak güç sahibidir.

“شَد۪يدُ الْعِقَابِ / Şedîdüʼl-İkābʼdır, yani cezâsı çok şiddetli olandır.

Dolayısıyla, Cenâb-ı Hakkʼın sadece cemâl sıfatları varmış gibi davranıp Oʼnun celâl sıfatlarını görmezden gelmek, büyük bir gaflettir.

Bunun içindir ki Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:

“Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de vereceğini vaad ettiği mükâfâtı azap ile birlikte zikretti ki bu vesîleyle kul ibadete rağbet etsin ve azaptan korksun.” buyurmuştur.]

Cenâb-ı Hak, günahlarla aramızda perde olacak bir takvâ hassâsiyetini kalplerimize ihsân eylesin. Hatâ ve kusurlarımızı bağışlayıp cümlemizi ilâhî rahmetine mazhar olan bahtiyar kullarından kılsın. Ümmet-i Muhammedʼe diriliş, uyanış, her türlü darlıktan kurtuluş, birlik, beraberlik, huzur ve âfiyet ihsân eylesin.

“Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler yükleme!

Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı!

Sen bizim Mevlâʼmızsın, kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”[2] Âmîn!..

Kaynaklar:

[1] Lâ taknetû min rahmetillah: “Allâh’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (ez-Zümer, 53)

[2] el-Bakara, 286.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2023 – Kasım, Sayı: 453

İslam ve İhsan

ALLAH'TAN ÜMİT KESİLMEZ

Allah'tan Ümit Kesilmez

İSLAM’DA ÜMİTVAR OLMAK NEDEN ÖNEMLİDİR?

İslam’da Ümitvar Olmak Neden Önemlidir?

MÜSLÜMAN ÜMİTVAR OLMALIDIR

Müslüman Ümitvar Olmalıdır

İSLAM’DA ÜMİTSİZLİK YOKTUR

İslam’da Ümitsizlik Yoktur

“ALLAH’IN RAHMETİNDEN ÜMİT KESMEYİN” AYETİ

“Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmeyin” Ayeti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.