Peygamberler ve onların bildirdikleri dışında hiçbir kimse için ebedî kurtuluş teminâtı yoktur.
Cenâb-ı Hak, sağlam bir şekilde binâ ettiği semâyı dâimî sûrette genişlettiğini ifâde etmektedir.
İnsanlar ve cinler değil, hayvânat ve hattâ cemâdâta kadar bütün varlıklar, yüzü suyu hürmetine yaratıldıkları Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efend
Kur’ân-ı Kerîm’de bazı meseleler insanların sorularına dayandırılarak açıklanır. Nebî (s.a.v.)’e “Sana kıyametten/ganîmetlerden/yetimlerden/haram aylardan/infak
Ecel gelip çattığında en mahâretli eller bile artık tutmaz olur. Bundan sonra insan için ne ter dökme, ne yorulma, ne üşüme, ne de üşenme vardır. Yani Allah yol
Yüce kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm’de, son nefesinde îmânlarını kurtarma mücâdelesi veren sâlih kullar birer örnek şahsiyet olarak sergilendiği gibi, bunun zıddına s
İnsanda “acıkma” duygusunun meydana gelmesi, vücûda gereken hayâtî malzeme ihtiyacındandır. Darlık zamanlarında insanların Allâh’ı araması ise, rûhun ihtiyâcınd
Allâh’ı ve O’nun sevdiklerini sevmek kadar, O’nun sevmediklerinden kalben uzaklaşmak îmânın bir sıhhat şartıdır.
Ruh çağırma seanslarında madde ötesi bir varlıkla ilgi kurulduğu bilinmektedir. Ancak bu madde ötesi varlığın ruh olup olmadığı, söylediklerinin gerçeği yansıtı
“İslâm”, “selâm, barış ve teslim olmak” mânâsına geldiği gibi; “din” kelimesinin bir mânâsı da “itaat etmek, boyun eğmek”tir. Bu bakımdan İslâm Dîni, kendisine