İnfakta Bulunurken Dikkat Edilecek Bâzı Edep Kâideleri
Abdullah Sert Hocaefendi, infakta ihlâs, nezâket ve incitmemeyi merkeze alan edep kâidelerini ayet, hadis ve ibretli hatıralarla hatırlatıyor.
İNFAKTA İHLÂS NEDEN ŞARTTIR?
Özellikle Cenâb-ı Hak kendilerine hayırlı ve uzun ömürler versin, muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, infakta bulunurken dikkat edilmesi gereken bazı edep kaidelerini beş madde hâlinde ifade etmektedir. Bu maddeleri kısaca ele almak faydalı olacaktır.
Birinci olarak; ihlâsa dikkat edilmelidir. Gösterişe kaçan, dünyevî maksatlarla yapılan herhangi bir infak ve yardım, mânevî değerini yitirir. “Şuraya adımı yazdırayım” düşüncesiyle yapılan yardımlar, ihlâsı zedeler. Asıl olan, yapılan hayrı Allah’ın bilmesidir.
Elbette bazen büyüklerimizin, tarihî şahsiyetlerin ya da vefat etmiş anne-babalarımızın isimlerini yaşatmak maksadıyla hayır eserlerine onların adlarının verilmesi mümkündür. Bu tür uygulamalar, teşvik edici bir yön de taşıyabilir. Ancak kişinin kendi adını hayattayken öne çıkarması, mânevî hassasiyet açısından sakıncalıdır. Hayır eserlerinde merhumların, büyük şahsiyetlerin isimlerini yaşatmak daha nezih ve daha hikmetlidir.
Hadîs-i şeriflerde de bu hassasiyet açıkça vurgulanır. Nitekim Resûlullah (sav):
“Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek şekilde sadaka ver.” (Tirmizî, Tefsîr, 113-114/3369; Beyhakî, Şuab, III, 244) buyurmuştur.
Bu ifade, sadakanın gizli yapılmasını ve verildikten sonra unutulmasını telkin eder. “Ben şuraya bunu verdim, buraya şunu yaptım” anlayışı, ihlâsa zarar verir. Bu şekilde gizlice infak edenler, kıyametin dehşetli gününde Arş’ın gölgesinde gölgelenecek yedi zümreden biri olarak müjdelenmiştir.
Bu yedi zümre arasında;
– Allah korkusuyla gözyaşı dökenler,
– Harama davet edildiğinde “Ben Allah’tan korkarım” diyerek geri duranlar,
– Allah için birbirini sevenler,
– Âdil yöneticiler de bulunmaktadır.
Bunların her biri, Resûlullah Efendimiz’in (sav) inşa etmek istediği fazîletli toplumun temel taşlarıdır. Adalet, iffet, infak, ihlâs ve takvâ… İslâm, insanı ve toplumu bu değerlerle kemale erdirmeyi hedefler.
İnfak konusunda bir diğer önemli husus da, inciterek yapılan sadakanın boşa çıkacağıdır. Cenâb-ı Hak bu konuda açıkça ikazda bulunmuştur. Ayrıca kişi, kendisine verilse gönül huzuruyla alamayacağı nitelikteki kalitesiz ve değersiz eşyaları, infak niyetiyle başkalarına vermemelidir. Ayet-i kerîme bu konuda son derece açıktır.
Kullanılmış bir elbise verilecekse, düğmesi kopuk, yırtık veya temizlenmemiş olmamalıdır. “Ne olacak, o bulduğunu giyer” anlayışı, İslâm’ın nezaket ve zarafet ölçüleriyle bağdaşmaz. İyilik, en güzel hâliyle yapılmalıdır.
Bu hususta bizzat şahit olduğumuz pek çok güzel örnek vardır. Merhum Musa Topbaş Efendi’nin yaşadığı bir hâdise, bu inceliği çok güzel ortaya koyar. İhtiyaç sahibi bir aileye ev almak istediğinde, bunu son derece zarif, incitmeyen ve muhatabını onurlandıran bir üslûpla gerçekleştirmiştir. Hatta ev bedelinin konulduğu zarfın üzerindeki yazıdaki nezaket ve estetik, infakta sadece maddî değil, ahlâkî ve ruhî bir inceliğin de esas olduğunu göstermektedir.
İşte tasavvufun ve mânevî terbiyenin özü budur:
Sadece vermek değil, güzel vermek…
Sadece yardım etmek değil, incitmeden, zarafetle yardım etmek…
Resûlullah Efendimiz (sav) bizim için en güzel örnektir. Onun mânevî mirasını taşıyan Allah dostları da hayatlarını bu sünnet üzere yaşamışlardır. İnfakta, ilişkilerde, konuşmada ve davranışta hep bu nezaket ve edep hâkimdir.
Sonuç olarak; infakta bulunan kişi, alan tarafa karşı minnet duygusu değil, teşekkür hissiyatı taşımalıdır. Çünkü kabul edilmek de bir ikramdır. İslâm, böyle bir fazîlet ve zarafet medeniyeti inşa etmeyi hedefler.










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!