İbadetin Özü: Kalbin Kıblesi

Kalbin kıblesi; ibadette kalp ve beden ahengini Abdullah Sert Hocaefendi'nin hikmetli anlatımıyla bu kıssada idrâk edin.

İbadetlerin zahiri birer uygulama değil, ancak gönül ve bedenin aynı kıblede buluşmasıyla hayat bulacağını anlatan şu kıssa, gerçek huzurun anahtarını sunuyor:

DERVİŞİN SIRRI VE KALBİ İKAZ

Manevi tekâmül yolunda ilerlemeye çalışan bir derviş, gece vakti mescitte namaz kılıyordu.

Bedenin Mescitte, Gönlün Nerede?

O esnada şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Dervişin gönlü bir an için evine yöneldi; fakat o an kalbinde yankılanan bir ses duydu:

“Ey derviş! Kıldığın bu namazla bizim için bir şey yapmış olmuyorsun. Zira sendeki güzel olanı, yani gönlünü şimdi eve gönderdin; geride sadece nefsini bıraktın. Mescitteysen ama gönlün evdeyse, bu namazdan nasibin nedir?”

Buradaki asıl hisse şudur: Bütün ibadetler, ruha verilen ayrı ayrı vitaminler mesabesindedir. Fakat ibadetlerin hakikatinde makbuliyeti, onların kalp ve beden ahengiyle ifa edilmesine bağlıdır. Mesela namazda kimin huzurunda durduğumuzun farkında olmalı, kendimizi ruhen ve bedenen ibadete vermeliyiz.

İHSAN DUYGUSUYLA HUZURDA DURMAK

İbadetlerimizi ihsan duygusuyla; yani biz Allah’ı görmesek de O’nun bizi her an görmekte olduğu, bize şah damarımızdan daha yakın bulunduğu ve kalbimizden geçenleri dahi bildiği şuuruyla Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda durmalıyız. Zira ibadetler, kalben Cenâb-ı Hak’la beraberlik ikliminde ifa edilebildiği nispette makbuliyet kazanır.

Nitekim hadis-i şerifte buyurulur:

“Bir kimse namaz kılar; fakat namazının ancak yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri, altıda biri, yedide biri, sekizde biri, dokuzda biri, hatta ancak onda biri kendisi için (sevap olarak) yazılır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 123)

Ne mutlu namazının tamamını huzurla kılıp o büyük berekete nail olabilenlere!

İslam ve İhsan

KALBİN KIBLESİ

Kalbin Kıblesi

KALBİ MANEVİ OLARAK KORUMAK İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER

Kalbi Manevi Olarak Korumak İçin Alınabilecek Tedbirler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.