Haccın Şartları Nelerdir?

Haccın farz olmasının şartları nelerdir?

Haccın bir kimseye farz olması için bazı şartların bulunması gerekir. İşte haccın şartları...

HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI

1. Müslüman olmak

Müslüman olmayan kimse, her şeyden önce iman et­mekle yükümlüdür. İman etmedikçe ibadetleri makbul olmaz. Çünkü iman, ibadetlerin kabul görmesinin olmaz­sa olmaz şartıdır.[1] Müslüman olmayan bir kimse hac yap­tıktan sonra müslüman olsa yeniden hac yapması gerekir, müslüman olmadan önce yaptığı hac geçerli olmaz.[2]

2. Akıllı olmak

İnsanın dinî görevlerle sorumlu olabilmesi için akıllı olması gerekir. Aklı olmayanın dinî sorumluluğu da yoktur. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Üç kişi sorumlu tutulmaz: Uyanıncaya kadar uyuyan, bülûğa erinceye kadar çocuk ve aklı başına gelinceye kadar akıl hastası.”[3]

Zihinsel özürlü bir kimse hac yaptıktan sonra iyileşirse -diğer şartları da taşıyorsayeniden hac yapmakla sorumlu olur.[4]

3. Buluğa ermiş olmak

Erkekler ihtilam olmadıkça, kızlar âdet görmeye baş­lamadıkça veya ihtilam olacak ve âdet görecek yaşa gelme­dikçe mükellef olmazlar. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buluğa erinceye kadar çocuktan sorumluğun kaldırıldığını bildirmiştir.[5]

Bir insan çocukluğunda hac yapsa buluğa erdikten sonra imkanı olunca yeniden hac yapmakla yükümlü olur.[6] Çocuğun yaptığı haccın sevabı anne ve babasına yazılır. Sa­habeden Câbir ibn Abdullah'ın -radıyallahu anh- bildirdiğine göre bir kadın çocuğunu Resulullah'a -sallallahu aleyhi ve sellem- götürmüş ve:

“Ey Allah'ın Elçisi! Bu çocuk için hac var mıdır?” diye sormuş, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- da, “Evet var­dır, sevabı senin olur” buyurmuştur.[7]

Hac için ihrama giren bir çocuk, Arafat vakfesinden önce buluğa erse ve bu ihram üzere haccını yapsa, Hanefî mezhebine göre bu hac nafile olur, Şafiî mezhebine göre farz olan hac yerine gelmiş olur. [8]

4. Özgür olmak

Özgür olmayan kimselere hac farz değildir. Özgür ol­mayan bir kimsenin yapacağı hac, nafile olur. Bu kimsenin hürriyetine kavuşması halinde diğer şartları da taşıyorsa ye­niden hac yapması gerekir.

Tutuklu ve mahpus olanlara veya yurtdışına çıkma ya­sağı bulunanlara ya da hacca gitmelerine yetkililerce izin verilmeyenlere hac farz değildir. Çünkü bu halde iken hac yapmaya güçleri yetmez. [9] Ancak hapse girmeden veya yurtdışına çıkma yasağı konmadan önce hacca gitme imka­nı bulmuş ise bu kimseye hac farz olmuştur. Kısıtlılık hali sona eren kimselerin hacca gitmeleri gerekir, kısıtlılık ha­linin sona ermeyeceği kesinleşen kimselerin yerlerine vekil göndermeleri veya vasiyet etmeleri gerekir.

Haccın farz olması için; Müslüman olma, buluğa erme ve özgür olma şartları şu hadis-i şerife dayanmaktadır:

“Her hangi bir kul hac yapar sonra buluğa ererse yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir müşrik hac yapar sonra müslüman olursa yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir köle hac yapar sonra özgürlüğüne kavuşturulursa yeniden hac yapması gerekir.”[10]

5. Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

Al-i İmrân suresinin 97. ayetinde haccın “gücü yeten­lere” farz olduğu bildirilmektedir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- “gücü yetmeyi” azık ve binit ile izah etmiştir.[11] Bir sahâbînin, “Hac yapmayı farz kılan şey nedir?” şeklindeki sorusuna Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- “Azık ve binit” cevabını vermiştir.[12]

Bir kimsenin aslî ihtiyaçları, varsa borcu ve bakmakla yükümlü olduğu insanların nafakası dışında hacca gidip ge­leceği sürede kendisine yetecek kadar yeme, içme ve barın­ma giderleriyle yol parasına sahip olması şarttır.[13]

 “Allah hiçbir insanı gücünün üstünde bir şey ile so­rumlu tutmaz”[14] anlamındaki ayet de haccın ancak gücü yetenlere farz olduğunun delilidir.

Bir insana haccın farz olması için zekat verecek konu­ma gelmesi şart değildir. Borcu ve aile fertlerinin her türlü ihtiyacı dışında hacca gidip gelecek kadar parası, malı mül­kü ve imkanı bulunan kimseye diğer şartları da taşıyorsa hac farz olur.

Binit veya yol parasının bulunma” şartı, Mekke dışın­dan gelenler için söz konusudur. Mekke ve civarında ika­met eden veya bir şekilde Mekke'ye ulaşabilen bir müslü­man, yürüyerek Arafat, Müzdelife ve Minâ'ya gidip gelmeye gücü yetiyor, meskeni, yetecek kadar yiyecek ve içeceği bu­lunuyorsa hac ile yükümlü olur.[15]

İmam Malik'e göre Mekke dışında ikamet eden kimse, yü­rüyerek hacca gitmeye gücü yetiyor ve yolda yiyecek ve içece­ğini kazanabiliyor ve diğer şartları da taşıyorsa vasıta ve hazır parası olmasa bile kendisine hac farz olur.[16] Dolayısıyla, görev­li, şoför ve işçi olarak Mekke'ye giden kimseye hac farz olur.

Bir müslümanın hacca gitmek için para biriktirmek amacıyla bakmakla yükümlü olduğu kimselere karşı görev­lerini ve onların ihtiyaçlarını karşılamayı ihmal etmesi dî­nen doğru değildir. Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- “Kişiye günah olarak bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi yeter” buyurmuştur.[17]

6. Sağlıklı olmak

Hac ibadetinin bir kimseye farz olabilmesi için bede­nen bu ibadeti yapmaya gücü yetmesi gerekir. Bu görevi yapamayacak derecede hasta, felçli, kötürüm, özürlü ve kendi başına binite veya vasıtaya binip inemeyecek derece­de yaşlı olan kimselere hac farz değildir. Çünkü yüce Allah haccı “gücü yetenlere” farz kılmıştır. Hac beden ile yapılan bir ibadettir. Bedenen hac yapmaya gücü yetmeyen kimseye hac farz olmaz. Sahabeden Abdullah ibn Abbâs “ona bir yol bulabilen kimseye” şartını, “bede­nen sağlıklı olmak, azık ve binit” olarak tefsir etmiştir.[18] Bu kimselere haccın farz olduğunu söylemek, “Allah, dinde üze­rinize hiçbir güçlük yüklemedi”[19] anlamındaki ayete ters düşer. Çünkü sağlığı yerinde olmayan kimseyi hac ibade­tiyle sorumlu tutmak dinde güçlük çıkarmak olur. Ancak sağlık dahil bütün şartları taşıdığı yıl hacca gitmeyen kimse daha sonra sağlığını kaybedecek olursa, üzerinde hac borcu kalır, bu takdirde yerine bedel göndermesi gerekir.

Ebu Hanife'nin bir görüşüne göre ekonomik gücü olsa ve kendisine refakat edecek bir kimse bulunsa bile a'ma kimseye hac farz değildir. İmam Muhammed ile İmam Ebû Yusuf'un tercih ettikleri görüşe göre ekonomik gücü ve kendisine refakat edecek biri varsa o zaman a'maya hac farz olur. Diğer mezheplerin görüşleri de bu istikamettedir.[20]

Şâfi ve Hanbelî mezheplerine göre ekonomik imkanı bu­lunan ve diğer şartları da taşıyan ancak çok yaşlı olması veya felçli ve kötürüm olma gibi bedensel bir engeli ve tedavisi im­kansız bir hastalığı bulunması sebebiyle bizzat haccı yapa­mayacak durumunda olan kimselerin yerlerine bedel gönder­meleri gerekir.[21] Bu kimselerin bedenen hac yapmaya güçleri yetmiyorsa da maddî yönden buna imkanları vardır. Delilleri şu hadistir:

Has'am kabilesinden bir kadın, “Ey Allah'ın Elçisi! Ba­bam, çok yaşlıdır. Üzerinde hac borcu vardır. Şu anda deve­sinin üzerinde durmaya bile gücü yetmiyor” dedi. Hz. Pey­gamber -sallallahu aleyhi ve sellem- “Onun yerine sen haccet” buyurdu.[22]

7. Yol güvenliğinin bulunması

Hacın bir müslümana farz olabilmesi için yol güven­liğinin bulunması, savaş, terör ve düşman korkusu gibi bir sıkıntının bulunmaması gerekir. Bu şart, “binit ve azık” şartı konumundadır.

“Sağlıklı olma” ve “yol güvenliği” bulunmasının haccın farz olmasının şartı mı yoksa edasının şartı mı olduğu konusunda Ebû Hanîfe'den iki farklı rivayet vardır. Hanefî fıkıh kaynaklarında[23] sağlık ve yol güvenliği, haccın farz ol­masının şartları arasında sayılmıştır. İsabetli olan görüş de budur. Çünkü sağlık ve yol güvenliği olmayınca diğer şart­lar bulunsa bile hac yapmak mümkün olmaz. Bu şartlar, “hacca gücü yetme” şartının zarûrî sonucudur. Bir müslümanın hac yapmaya ancak ekonomik gücü, sağlığı ve yol güvenliği bulunduğu takdirde gücü yeter.

“Sağlıklı olma” ve “yol güvenliğinin bulunması” haccın farz olmasının şartı olduğu takdirde ekonomik yönden hac­ca gitme imkanı bulunsa bile kişiye hac farz olmaz; böyle olunca da bedel göndermesi veya vasiyet etmesi gerekmez.

“Sağlıklı olma” ve “yol güvenliğinin bulunması” haccın edasının şartı olarak kabul edildiği takdirde hacca gitme­si söz konusu olan kimse hacca bizzat gidemediği takdirde bedel göndermesi veya bu konuda vasiyet etmesi gerekir.[24]

8. Haccın farz olduğunu bilmek

Müslüman olmayan bir toplumda yaşayan ancak haccın farz olduğunu henüz öğrenmemiş bir müslüman diğer şart­ları taşısa bile öğreninceye kadar kendisine hac farz olmaz. Haccın farz olduğunu öğrendiği yıl, diğer şartları da taşıyor­sa hac kendisine farz olur. İslam ülkesinde yaşayan kimse­nin haccın farz olduğunu bilmemesi mazeret sayılmaz.

9. Haccın eda edildiği vakte yetişmek

Yukarıda sayılan şartları taşıyan bir kimseye hac ibade­tinin farz olabilmesi için haccın eda edileceği vakte erişmiş olması gerekir. Sözgelimi birisi hac mevsiminden önce hac­ca gidebilecek imkana sahip olsa sonra hac vakti girmeden bu imkanı kaybetse, mesela fakir düşse veya sağlığını yitirse bu kimseye hac farz olmaz. Bu kimse haccın eda edileceği zamana yetişemeden ölürse, sorumlu olmaz, çünkü zaten hac kendisine farz olmamıştır. Bir kimse hac mevsimi girdi­ğinde hacca gidebilecek şartları taşıyorsa kendisine hac farz olur. Bu şartları taşıdığı halde hacca gitmez de daha sonra hacca gitme imkanını kaybederse üzerinde hac borcu baki kalır.[25]

10. Kadınların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması

Hanefî[26] ve Hanbelî[27] mezheplerine göre yakarıda zik­redilen şartları taşıyan bir kadına haccın farz olabilmesi için kendisine refakat edecek eşi veya bir mahremi[28] bulunması gerekir. Kadın, yanında eşi ya da mahremi olmadan hacca gidemez.

Bu görüş sahipleri; kadının hacca gidebilmesi için ya­nında eşi veya mahreminin bulunması şartını; seferîlik için esas aldıkları; bir kadının beraberinde bir mahremi bulun­madan “üç gün”[29] ve “üç gece”[30] süren bir mesafeye yolcu­luk yapmasını yasaklayan hadisleri esas almışlardır. Üç gün üç gece süren bir mesafede ikamet eden bir kadının hacca gidebilmesi için yanında eşinin veya bir mahreminin bulun­ması gerekir. Bu süreden az olan bir mesafede ikamet eden bir kadına haccın farz olması için yanında eşi veya mahremi bulunması şart değildir.[31]

Hadis kaynaklarına bakıldığında bir kadının; berabe­rinde mahremi bulunmadan “bir gündüz”,[32] “bir gece”,[33] “bir gündüz ve bir gece”,[34] “iki gündüz” ve “iki gece”,[35] “üç gece[36] ve üç gündüzden fazla”[37] süren bir yolculuk yapma­sının yasaklandığı görülmektedir.

Beyhakî (ö.458/1066), bu konudaki rivayetlerin hepsinin sahih olduğunu, bu hadislerin bir bütün olarak değerlen­dirildiğinde bu rivayetlerin, yol güvenliği bulunmadığı tak­dirde kadının tek başına yolculuk yapamayacağını ifadeye yönelik olduğunun anlaşılacağını söylemektedir.[38] Kurtubî (ö.671/1272) de aynı görüşü paylaşmaktadır.[39] Günümüz şart­larına uygun olan da budur. Nitekim bu hususa işaret eden bir hadiste Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Çok yakın bir gelecekte bir kadın tek başına koruma­sız olarak Hîre'den çıkacak (hiçbir zarar görmeksizin) gidip Kâ'be'yi tavaf edecektir” buyurmuştur.[40]

Şâfiî ve Malikî mezheplerine göre kadına haccın farz ola­bilmesi için, yanında eşinin ya da bir mahreminin bulunması şart değildir. Kadın güvenilir bir gurup kadınla birlikte hacca gidebilir. [41]

Bu görüş sahipleri, Peygamberimizin hacca güç yetirme­yi “binit ve azık” olarak açıkladığını, bu açıklamada kadının yanında eş ya da mahremin varlığı şartının bulunmayışını ve yıkarıda zikredilen hadisi delil olarak göstermişlerdir.[42]

Kadının yanında mahremi veya eşinin bulunmasının şart koşulması da kadının güvenliğinin sağlanması amacı­na yöneliktir.[43] Bu itibarla diğer şartları taşıyan müslüman bir kadın; can, mal ve namus güvenliği sağlandığı takdirde yanında eşi veya mahremi bulunma şartı aranmadan hacca gidebilir.

11. Eşi ölmüş veya boşanmış kadınların iddet süresini doldurmuş olmaları

Âdet gören kadınların iddet süresi 3 kur' (üç temizlik veya üç adet görme süresi),[44] âdetten kesilmiş veya âdet görmeyen kadınların iddeti üç ay,[45] eşi ölen kadınların iddet süresi dört ay on gündür.[46]

Boşanan kadınlar, iddet süresince eşlerinin evlerinden ayrılmazlar. Bu husus Kur'an'da,

 “Apaçık bir hayasızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar”[47] şeklinde ifade edilmektedir.

Fakihler, “evlerinden çıkarmayın”, “kendileri de çıkma­sınlar” şeklindeki emre istinaden iddet bekleyen kadınların bu süre içersinde hacca gidemeyecekleri içtihadında bulun­muşlardır. İddet bekledikleri halde hacca gitmek isteyen ka­dınları sahabeden Abdullah ibn Ömer Zülhuleyfe'den, Ab­dullah ibn Mes'ûd ise Cuhfe'den geri çevirmiştir.[48]

Hanbelî mezhebine göre ric'î[49] talak ile boşanmış ve eşi ölmüş kadının iddet içerisinde hacca gitmesi caiz değil ise de bâin talak[50] ile boşanmış kadının iddet içerisinde hacca gitmesi caizdir. Çünkü bâin talak ile boşanmış kadın, özgürdür, kendisi istemedikçe, eşi boşamadan vazgeçip evliliğe dönüş yapamaz.

Ric'î boşamada, kadın bütünüyle boşanmış sayılmaz. Eşiyle aralarındaki nikah bağı bir bakıma devam etmekte­dir. Eşi her zaman bu boşamadan vazgeçebilir. Konu ile il­gili ayetin sonundaki,

 “Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum or­taya çıkarır”[51] şeklindeki ifade, erkeğin eşine iddet içerisin­de her zaman dönebileceğine, bu sebeple kadının evinden ayrılmaması gerektiğine işaret etmektedir.[52]

Sonuç olarak bir kimseye haccın farz olması için bu sayılan şartların birlikte bulunması gerekir. Bunlardan biri eksik olsa bizzat kendisinin hac yapması farz olmadığı gibi vekil göndermesi veya vasiyette bulunması da gerekmez. Ancak bu şartları taşıdığı halde hacca gitmez de daha son­ra hacca gitme imkanı bulamazsa sorumlu olur, hac borcu üzerinden düşmez. Hastalık, tutukluluk gibi bir sebeple bizzat kendisi gidemezse yerine vekil göndermesi veya vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.

Dipnotlar:

[1] Mâide, 5/5. [2] Semerkandî, II, 383; Kâsânî, II, 120; İbn Hümâm, II, 415; İbn Rüşd, Ebû'l- Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed, Bidayetü'l-Müctehid ve Nihayetü'l-Muktesıd, I, 390, thk. Abdülhalim Muhammed, Abdurrahman Hüseyin Muhammed, Dâru'l-hadis, Kahire, tarihsiz. İmam Şâfiî'ye göre kafir­ler imanla birlikte ibadetlerle de sorumludur, dolayısıyla kâfire hac farzdır, terki sebebiyle âhirette cezalandırılır. [3] Ebû Dâvûd, hudud, 17, IV, 560; Buhârî, Talak, 11, VI, 169; Hudud, 22, VIII, 21; Tirmizî, Hudud, 1; Dârimî, Hudud, 1; Ahmed, II, 508. [4] Kâsânî, II, 120. İbn Hümâm, II, 415. [5] Ebû Dâvûd, Hudûd, 17. IV, 560. [6] Tirmizî, Sünen, III, 265-266. Kâsânî, II, 120. [7] Müslim, Hac, 409-411. I, 497. Ebu Dâvûd, Hac, 8. II, 352-353. Tirmizî, Hac, 83. III, 265. Ahmed, I. 288, 343. Mâlik, I, I, 422. Nesâî, V, 120. Sahabeden Sâib b. Yezîd, yedi yaşında iken babası ile birlikte hac yaptığını söylemiştir. (Tirmizî, Hac, 83. III, 265). [8] Semerkandî, II, 383. Kâsânî, II, 121. İbn Hümâm, II, 415. İbn Rüşd, I, 390-391. [9] Semerkandî, II, 383. Kâsânî, II, 121. İbn Hümâm, II, 415. [10] Hâkim, I, 481. Beyhakî, V, 179. [11] Dârakutnî, es-Sünen, II, 215. Kâsânî, II, 120-121. İbn Kudâme, IV, 346 [12] Tirmizî, Hac, 4. III, 177. [13] Semerkandî, II, 383. Kâsânî, II, 122. İbn Hümâm, II, 422-423. Şirbînî, II, 212-213 [14] Bakara, 2/286. [15] Kâsânî, II, 120, 122. İbn Hümâm, II, 415. İbn Rüşd, I, 391 [16] İbn Rüşd, I, 391. [17] Ebû Dâvûd, Zekat, 45. Ahmed, II, 160, 193, 194, 1945. [18] Kâsânî, II, 121-122. İbn Hümâm, II, 416. [19] Hac, 22/78. [20] İbn Hümâm, II, 421. Semerkandî, II, 383. Kâsânî, II; 121. Şirbînî, II, 218. [21] Şirbînî, II, 219. İbn Kudâme, IV, 351. İbn Rüşd, I, 391. [22] Müslim, Hac, 408. II, 974. bk. Buhârî, Hac, 1; II, 140. [23] bk. Kâsânî, II, 123. Mergînânî, Burhanüddîn Ebû'l-Hasan, Ali b. Abî Bekr b Abdi'l-Celîl, el-Hidâye Şerhu Bidayeti'l-Mübtedî, I,134. Bakı yeri ve tarihi yok. İbn Hümâm, II, 416, 422-425. Mevsîlî, Abdullah b. Mahmud b. Mevdûd, el-İhtiyâr Lita'lîli'-Muhtâr, I, 181. Thk. Şeyh Zühelr Osman el-Cüayd, Dâru'l- Erkâm, Beyrut, tarihsiz. [24] İbn Hümam, II, 422. [25] Bk. İbn Hümâm, II, 415. İbn Kudâme, IV, 329. Şirbînî, II, 219. Yazır, Hamdi, Hak Dîni Kur'ân Dili, II, 705. Eser neşriyat, İstanbul, 1971. [26] İbn Kudâme, IV, 367. [27] Kâsânî, II, 123. Hattâbî, Me'âlimü's-Sünen, II, 346. Ebû Dâvud'un es-Sünen'i ile birlikte. Çağrı Yayınları, İstanbul, tarihsiz. Neha'î, Hasan Basrî, İshak b. Râhaveyh de bu görüştedir. [28] “Mahrem”; kadının babası, oğlu, erkek kardeşi ve dayısı gibi evlenmesi kendi­sine ebedî olarak haram olan yakınlarına denir. Bu konuda bk. Müslim, Hac. 423; I,977. [29] Müslim, Hac, 413. I, 975. Buhârî, Taksîru's-Salâti, 4; II, 35. Ebû Dâvûd, Menâsik, 2. II, 348. Tirmizî, Rada', 15; III, 472. Ahmed, II, 19, 143, 182. Abdürrazzak, II, 525. İbn Hibbân, Seferu'l-Mer'e, VI,433. Beyhakî, Salat, III, 138. [30] Müslim, Hac, 414;I, 975. Müslim, bu konuda 18 hadis rivayet etmiştir. İbn Hibbân, Salat, 27. VI, 435. [31] Semerkandî, II, 388-389. İbn Hümâm, II, 427. [32] Müslim, Hac, 420; I,977. İbn Mâce, Menasik, 7; II, 968. İbn Hibbân, Salat, 27; VI, 438. Beyhakî, Salât, III,137, 139. [33] Müslim, Hac, 419; I, 977. Ebû Dâvûd, Menasik, 2; II, 346. İbn Hibbân, Salat, 27; VI, 439. Beyhakî, Salat, III., 139. [34] Buhârî, Taksîru's-Salâti, 4; II,36. Müslim, Hac, 421; I, 977. Ebû Dâvûd, Menâ- sik, 2; II, 347. Malik, İsti'zân, 37; II, 979. Tirmizî, Rada' , 15; III, 473. İbn Hibbân, Salat, 27; VI, 437. Beyhakî, Salat, III, 139. [35] Beyhakî, Salat, III,137. Müslim, Hac, 415-416; I, 975. Buhârî, Taksîru's-Salâti, 4; II, 35. Ahmed, III, 7, 45. Abdürrazzak, II, 525. İbn Hibbân, Salat, 27; VI, 437. [36] Müslim, Hac, 418; I, 976. Ebû Dâvûd, Menâsik, 2; II, 348. İbn Mâce, Menâ- sik, 7. II, 968. Tirmizî, Rada', 15; III, 472. İbn Hibbân, Salat, 27; VI, 443. [37] Müslim, Salâtü'l-Misâfirîn, 423; I, 977. Ebû Dâvûd , Menâsik, 2; II, 348. İbn Hibbân, Salât, 27; VI, 433. Beyhakî , Salat, III, 138. [38] Beyhakî, Salat, III,139. [39] Kurtubî, V, 355. [40] Ahmed, IV, 3987. bk. Ahmed, IV, 257. Tirmizî, Sure, 1. V, 203. [41] İbn Rüşd, I, 394. [42] Şirbînî, II, 217. Hattâbî, II, 346. [43] Kâsânî, II, 123. [44] Bakara, 2/228. [45] Talak, 65/4. [46] Bakara, 2/234. [47] Talak, 65/1. [48] Kâsânî, II, 124. Semerkandî, II, 388; Nevevî, el-Mecmû, XX, 13; İbn Kudâme, V, 35. [49] Erkeğin tek taraflı iradesi ile dönüşü mümkün olan talak. [50] Bâin talak, iki kısma ayrılır. Beynunet-i suğra, beynunet-i kübra. Üç dafa bo­şanmış bir kadın bain-i kübra ile boşanmış demektir. Yeni bir evlilik yapıp bu evlilik tabîî ve meşru bir şekilde sona ermedikçe taraflar istese bile mümkün olmaz. Bain-i suğra ise, kinaye lafız ile boşanmış veya sarih bir lafız ile boşan­mış ve iddet süresi dolmuş olan boşanmadır. Bu boşanmada taraflar isterlerse yeni bir akit ile evlenebilirler. [51] Talak, 65/1. [52] İbn Kudâme, IV, 373.

Kaynak: Diyanet Hac İlmihali

HAC NEDİR, NASIL YAPILIR?

Hac Nedir, Nasıl Yapılır?

HACCIN FARZ OLUŞUNUN AYETLERLE DELİLLERİ

Haccın Farz Oluşunun Ayetlerle Delilleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.