Gönenli Hoca'dan Bir Azrail Kıssası

Abdullah Sert Hocaefendi’nin dilinden, Gönenli Mehmet Efendi’nin Hüdayi Camii’ndeki sarsıcı ve bir o kadar hikmetli Azrail kıssası...

Gönenli Mehmet Efendi’nin sarsıcı bir üslupla anlattığı bu kıssa; Azrail’i büyük bir korkuyla karşılayan mağrur hükümdar ile onu bir dost gibi secdede bekleyen salih müminin ibretlik farkını gözler önüne seriyor. Tek bir mesaj öne çıkıyor: Ölümün randevusu yoktur; kibirden uzak durun ve her an vuslata hazır olun.

GÖNENLİ HOCA VE AZRAİL KISSASI: BİR HÜDAYİ HATIRASI

Yıllar önce bir pazar günüydü. Ailecek, "Gelin bugün Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’ni ziyaret edelim; hem namaz kılarız hem de bir Fatiha okuruz," dedim. Geldik, ikindi namazı kılınmış, cemaat dağılmıştı. Fakat Hüdayi Camii’nin içi tamamen hanımlarla doluydu. İçeriden hafif sesler geliyordu. Kendi kendime, "Allah Allah, namaz bittiğine göre bu hanımlar buraya nereden geldi?" dedim. O zamanlar kürsü de caminin içinde bir yerde duruyordu.

Dışarıda bekleyenlere sordum: "Nedir bu manzara, camide neden sadece hanımlar var?" Dediler ki: "Birazdan Gönenli Hoca Efendi gelecek. Pazar günleri burada hanımlara vaaz veriyor, herkes onu bekliyor." Ben de aileme, "Siz içeri girin, hoca efendiyi dinleyin; ben de arkadaki mahfilde namazımı kılıp bekleyeyim," dedim.

Biraz sonra baktım; hoca efendi büyük bir heyecanla, adeta delikanlı gibi geliyor. Merdivenleri neredeyse ikişer ikişer çıkıyor. Arkasında birkaç hanım daha var; belli ki sabahtan beri hoca efendiyi cami cami takip ediyorlar. Hoca efendi kürsüye oturdu ve şöyle söze başladı:

"Hanımefendiler, vakit epey geç oldu. Bugün size sadece tek bir şey anlatacağım ama iyi dinleyin."

Mağrur Hükümdar ve Azrail

Ardından Vehb bin Münebbih’in şu meşhur kıssasını, kendi üslubuyla anlatmaya başladı:

Hükümdarın biri bir yere gitmeye hazırlanırken, sayısız elbiseleri içinden en güzelini giymiş; birçok atı içinden de en gösterişli olanı seçmiş. Büyük bir ihtişam içinde yola çıkmış. Atının üzerinde mağrur bir şekilde ilerlerken, karşılarına üstü başı perişan bir adam çıkmış ve hükümdarın atının yularına yapışmış. Hükümdar hiddetle bağırmış:

— Sen de kimsin? Benim karşımda kim oluyorsun, çekil önümden!

Adam sakin bir şekilde cevap vermiş:

— Sana söyleyecek hayati bir meselem var.

Hükümdar merakla karışık bir hışımla, "Söyle bakalım!" deyince adam; "Gizlidir, eğil de kulağına söyleyeyim," demiş. Hükümdar eğilince adam:

— Ben Azrail’im, canını almaya geldim! demiş.

Hükümdar dehşet içinde kalmış. Azrail devam etmiş: "En güzel elbiseni giyip en gösterişli atını seçmişsin, gururla gidiyorsun. Beni ise üstüm başım perişan diye küçük gördün. Şimdi canını almaya geldim." Hükümdar yalvarmış: "Ne olur biraz müsaade et, işlerim var!" Azrail ise mühlet vermemiş: "Hayır, sana müsaade yok; ailene bile ulaşamayacaksın!" diyerek oracıkta hükümdarın canını alıvermiş.

Mümin Kulun Karşılanışı

Azrail yoluna devam ederken bu kez salih bir müminle karşılaşmış. Ona selam vermiş ve "Seninle gizli bir işim var," diyerek kulağına Azrail olduğunu fısıldamış. Mümin kul bu habere çok sevinmiş:

— Hoş geldin! Ne zamandır seni bekliyordum! demiş.

Hatta Gönenli Hoca Efendi burayı anlatırken; "Adam Azrail’i duyunca ona sarılmış, 'Safalar getirdin, nasılsa bir gün gelecektin, ne güzel gelmişsin' demiş," diye anlatırdı. Azrail sormuş:

— Yapmakta olduğun bir işin varsa tamamla.

Mümin kul cevap vermiş:

— Benim en mühim işim Allah Teâlâ’ya vuslattır, başka işim yoktur.

Azrail:

— Senin için emir olundum; hangi hal üzere ölmek istersen canını öyle alayım.

Mümin kul:

— Öyleyse abdestimi tazeleyeyim, namaza durayım; tam secdedeyken canımı al, demiş.

Hoca efendinin rivayetinde ise Azrail sormuş: "Çoluk çocuğunla bir helalleşmek ister misin?" Mümin kul cevap vermiş: "Ben sabah evden çıkarken zaten 'Azrail'in ne zaman geleceği belli olmaz, belki akşama dönmeyebilirim' diyerek helalleşip çıktım." "Peki abdestin var mı?" diye sorunca da "Hiç insan abdestsiz gezer mi?" demiş. Nihayet secdeye varmış ve ruhunu orada teslim etmiş.

"Kibir Yok, Gurur Yok!"

Gönenli Hoca Efendi bu kıssayı bitirdikten sonra hanımlara dönüp o unutulmaz uyarısını yaptı:

"Hanımlar, aklınızı başınıza alın! Öyle gurur, kibir yok. Allah’a güzel kul olmaya dikkat edin. Çünkü ölüm meleğinin nerede, ne zaman geleceği belli olmaz. Bazen çarşıda gezerken gelir, bazen hoplayıp zıplarken... Her an gelecekmiş gibi hazırlıklı olmak lazım."

Sonra da "Bir salavat okuyayım da gideyim," dedi ve o güzel sohbetini bitirdi. Allah rahmet eylesin.

İslam ve İhsan

BİR VAKIF İNSAN: GÖNENLİ MEHMET EFENDİ

Bir Vakıf İnsan: Gönenli Mehmet Efendi

GÖNENLİ MEHMET EFENDİ KİMDİR?

Gönenli Mehmet Efendi Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.