Gençlerle Sağlıklı Bir İletişim Nasıl Kurulur?

Gençlerle doğru iletişimi kurmak neden bu kadar zorlaştı, empati ve merhamet merkezli bir dil bu bağı nasıl yeniden inşa eder?

Bilgi ve teknoloji çağına şâhitlik eden yetişkinler olarak, kafa kafaya verip fikir teatilerinde bulunmaya en çok ihtiyaç duyulan sahaların başında, “gençlerle olan iletişimimiz” gelmekte… “Yakınmak, üzülmek, çaresiz kalmak, şaşkına dönmek, anlam vermekte ya da anlamakta zorlanmak, ne yapacağını, nasıl davranacağını bilememek”, ebeveyn ve eğitimcilerin bu konuda sıklıkla telâffuz ettikleri cümlelerin fiilleri...

“Karanlıktan şikâyet etmek yerine bir mum yak!” diyor ya Konfüçyüs... Kendi çocukluğumuzun ya da gençliğimizin geçtiği çağların hasretiyle yaşamayı bir kenara bırakıp; âcilen içinde bulunduğumuz ve hızla değişim gösteren zamanın avantaj ve dezavantajlarının farkına varmakla işe başlayabiliriz. Böylece bu çağa gözlerini açıp, bizden lügat, kavram, algı ve düşünce dünyası gibi açılardan farklı bir dünya ile iç içe olan gençlerimizi daha iyi anlayabiliriz.

GENÇLERİN EĞİTİMDE HANGİ DİL BELİRLEYİCİ?

Bizi anlamayan bir büyüğümüze kendimizi ifade etmemizin ne kadar zorlaştığını çok iyi biliriz hepimiz... Gençlerimiz için de, bu yüzden öncelikle empati yapmamız gerekmekte… Kendimize yapılmasını arzu ettiğimiz şekilde müsâmahalı, samimi, affedici ve arkadaşça muâmeleyi, onlarla iletişimimizde temel prensip edinmeliyiz. Hayatın her alanında bu prensiple hareket etmemiz ne kadar elzemse, dînî hassasiyetlerin kazandırılması hususunda “yüzlerce kat” elzem...

İslâm, hayatın her sahasıyla ilgilenip her hâlimiz hakkında prensip ve ölçülerle temel çerçeveyi belirlediğine göre; hayat mozaiğimizin her bir parçası için Rabbimizin bizden beklediği bir duruş ve çizgi söz konusu... Bu sebeple “yüzlerce kat” kelimesini kesretten kinâye olarak kullandığımı belirtmek isterim. Aslında, dînî hassasiyetlerle ilgili yaklaşımımız kıyâsı kâbil olmayacak ölçüde “hayatî” önem taşımakta… Çünkü hiç önemsemediğimiz bir hatamız, gençlerimizin ebedî hayatına mâl olabilir, Allah korusun.

Avuçlarımızda yürekleri pır-pır çarpan bir kuş gibi merhamete, hassasiyete ve ihtimâma ihtiyaç duymakta, evlâtlarımız ve gençlerimiz… Ebeveyn ya da eğitimci olarak kendi evlâtlarımız başta olmak üzere sorumlu olduğumuz bütün gençler, bizim için bir sadaka-i câriye de olabilir; seyyie-i câriye de… Mevlâ, kötülüklere sebebiyet vererek göçmekten cümlemizi muhafaza eylesin.

Öncelikle empatinin gerekliliği meselesini biraz açalım: “Kendimiz için istediğimizi din kardeşimiz için de istemedikçe kâmil mü’min olamadığımıza”[1] göre, ebeveyn ve eğitimcilerimizden görmeyi arzu ettiğimiz muâmele ve ihtimamı hep hatırımızda tutmamız gerekmekte… Kendi gençliğimizin geçtiği ortam ve şartlarla, gençlerimizinkini bir tutmamak ise, diğer bir mecburiyet… Bizim zarar gördüğümüz, incindiğimiz tavırları tekrarlamamak:

“-Kınadım, başıma geldi(!)” mâzeretinin arkasına sığınıp boş vermemek için eğitim ve şuur şart.

Muhâtabımızın her birinin kendine has özellikleri, yaşı, yetiştiği çevre vb. gibi pek çok faktörle değişen psikolojik durumu hakkında bir bilgi ve anlayışa sahip olmamız şart... Katı ve önyargılı, sâbit fikirli, hoşgörü mahrumu, asık çehreli, sert ve kaba, velhâsıl Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlâkına zıt hâller içerisindeki bir yetişkin; eğer bir de dini temsil eden bir mevkîdeyse, gencin o kişiyle alâkası nisbetinde dinden soğuması bile söz konusu...

Gelmiş geçmiş pek çok büyük eğitimci, çocuk ve gençlere rehberlikte meselenin özünün “kendini sevdirmek”ten ibaret olduğunu vurgulamaktalar. Muhabbet dolu, dostça, arkadaşça, samimî bir bağın oluşup güçlenmesi, kopmaması uğrunda gösterilecek her tür çaba takdire şâyândır. Sabır, hoşgörü, anlayışla sağlamlaştırılacak bu zemin var oldukça, gence ulaşmanın yolları çoğalacak ve açılacaktır. Her hâlükârda kayıtsız şartsız sevildiğini hissetmek, ebeveyn ya da eğitimciyi “rol model” almayı kolaylaştıracaktır.

Bunun en zirve misalini elbette ki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kıyamete kadar “rehber” niteliğindeki hayatının bütün safhalarında görmek mümkün. Enes -radıyallâhu anh-’ı kendisine hizmet etmesi için annesi getirdiğinde:

“-On yaşındaki bir çocuğun hizmetinden ne olacak?” demeden memnuniyetle kabul edişi, hâfızalarda dipdiri tutulmalıdır.

Gence verilen değer ve yüklenen misyonun onu ne derece motive ettiğini, “karaktere meftun oluş”un eğitimin omurgasını oluşturduğunu en güzel şekilde sergileyen Peygamber Efendimiz ile Enes -radıyallâhu anh-’ın birlikteliği, çağlara ışık tutmaya devam etmektedir.

Bu müstesna tavrı, Enes -radıyallâhu anh-’tan dinleyelim:

“Allah Rasûlü’ne on yıl hizmet ettim. Bana bir kere bile «öf» demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman «Niçin böyle yaptın?», «Şöyle yapsaydın!» dediğini duymadım. Bir işi güzel yapamadığımda bana kızmadı, beni kınamadı. Ben, Allah Rasûlü’nün surat astığını bile görmedim.” (Bkz: Müslim, Fedâil, 52)

Hata Karşısında Merhamet: Gençleri Kazandıran Eğitim Dili

Ya zina gibi çirkin bir fiil için müsaade isteyen gence, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sükûnetle mukabelede bulunup, onun empati yapmasını sağlayarak ikna edişi? Hâdise şöyleydi:

Peygamber Efendimiz, ashâbıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve:

“-Yâ Rasûlâllah! Ben falanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum, onunla zinâ yapmak istiyorum.” dedi.

Ashâb-ı kirâm, bu duruma çok kızdılar. İçlerinden, genci dövmek ve huzûr-i Rasûlullah’tan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağrıştılar. Çünkü genç çok hayâsızca konuşmuştu.

Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Bırakın o genci!” buyurdu.

Allah Rasûlü, genci yanına çağırdı. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek şekilde oturttu ve:

“-Delikanlı, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi?” diye sordu. Genç hiddetle:

“-Hayır, yâ Rasûlallah.” diye cevap verdi. Peygamberimiz:

“-Öyleyse o çirkin işi yapacağın kimsenin evlâtları da bundan hoşlanmazlar.” Sonra:

“-Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, hoşuna gider mi?” diye sordu. Genç:

“-Hayır, aslâ!” diye cevapladı. Efendimiz devamla:

“-Şu hâlde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez!” buyurdu.

Ardından Peygamber Efendimiz, halası ve teyzesi için de suâlini tekrarladı. Genç de her defasında cevâben:

“-Hayır, istemem yâ Rasûlallâh!” dedi.

Sonra da Allâh’ın Rasûlü, mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak ona şöyle duâ etti:

“-Allâh’ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Nâmusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla.” (İbn-i Hanbel, Müsned, V, 257)

Yargılamadan İrşad: Nebevî Eğitimde Empati ve Hikmet

Genç, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzûrundan ayrılırken bambaşka biri olup çıkmıştı.

Pek çoğumuzu dehşete düşürebilecek, suratımızı asmamıza, hiddetle esip gürlememize sebep olabilecek bir durumda, Peygamber Efendimizin sergilediği bu merhamet ve eğitim tarzına ne kadar çok ihtiyacımız var, şu âhir zamanda…

Peygamber Efendimizin hurma ağaçlarını taşlayarak karnını doyurmaya çalışan çocuğa yaptığı îkaz da pek zariftir. Bu çocuğu bahçesinde yakalayan sahâbî, onu kolundan tutup Efendimize getirdi.

“-Hurmalarımı taşladı, ağaçlarıma zarar verdi, bu çocuğun cezasını verin!” diye şikâyette bulundu.

O sevgi çağlayanı Efendimiz, çocuğa dönerek hurma ağacını niçin taşladığını sordu. Çocuk da aç olduğunu, karnını doyurmak için böyle yaptığını söyledi. Sebebinin açlık olduğunu öğrenince, bahçe sahibine o gence karnını doyuracak kadar bir şey teklif edip etmediğini sordu. Ardından Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- o şefkat dolu sesiyle çocuğu şöyle uyardı:

“-Oğlum! Hurma ağaçlarını taşlama! Yere düşen hurmaları al, ye!”

Sonra da o çocuğa hayır duâda bulunarak evine gönderdi. (Bkz: Ebû Dâvûd, Cihad, 85/2622; İbn-i Mâce, Ticârât, 67)

 Bir problem vukû bulduğunda, yargısız infaza başvurmamanın; meseleyi etraflıca sorup gencin ağzından bizzat durumu dinlemenin ve müsamahanın ehemmiyetini ne kadar da güzel izah etmekte bu hâdise…

Gence Güven, Gence Misyon: İslâm’da Sorumlulukla İnşa

Eğitimde gencin kapasitesinin farkında olup ona uygun bir vazife ve misyon yüklemek, hem ona duyulan güveni göstermenin bir yolu, hem de genci vazifeyle eğitip yetiştirmenin bir metodu… Biz Peygamber Efendimizin hayatında bunun sayısız misâlini görüyoruz. O, ashâbını bir tesbih taneleri gibi tanır; onların mizaç ve kapasitelerine uygun vazifeler verirdi. Bu vazifelerde de bilhassa gençleri tercih ederdi. Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme -radıyallâhu anh- bunun en canlı misâlidir.

Peygamber Efendimiz tarafından, içlerinde Hazret-i Ömer ve Sa’d bin Ebî Vakkas  gibi sahâbîlerin de bulunduğu bir orduya henüz on sekiz yaşlarındaki Üsâme’nin komutan tayin edilmesi, bazı sahabîler tarafında eleştirilmişti. Peygamber Efendimizin bu tenkitlere cevabı şöyle oldu:

“-Allâh’a yemin ederim ki, Üsâme bu işe lâyıktır. O, babasından sonra insanlar arasında en çok sevdiğim kişidir. Şimdi onu size tavsiye ediyorum, çünkü o sizin sâlih olanlarınızdandır.” (Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 64)

Bu orduda bulunup da Peygamber Efendimiz’in bu tayinini olgunlukla karşılayan yetişkin sahabe efendilerimizin tavrı da, bana rahmetli Zübeyir Gündüzalp’in veciz ifadesini hatırlatıyor:

“-Arşa değmek istidâdında olanların ayakları altına omuzlarımızı koyarız.”

Muhteşem Çanakkale Destanı’nda çarpışmış pek çok genç asker ve komutan da Hazret-i Üsâme -radıyallâhu anh-’ın mânevî torunları olmaya lâyık âbide şahsiyetlerdendir. Bunlar, gence misyon yükleme, ulvî hedeflere yönlendirme, dâvânın önemini hissettirme başarısını kazanmakla gerçekleşmiş destansı zirvelerdir. Mavi Marmara ve 15 Temmuz’da da benzerine şahit olduk, hamdolsun. Rabbim, bütün gençlerimizin yüreğini kâmil îmanla, dîne, vatana, insanlığa hizmet aşkıyla doldursun. Âmin…

Gençleri Anlamak ve Doğru Yönlendirmek

Gençlerin “delikanlı” tabiriyle ifade edilen, bitmek tükenmek bilmeyen enerjilerini doğru kanalize edip uygun mecrâda sarf etmesini sağlamak için, “zekâ türleri, ilgi alanları ve kabiliyetlerine göre” yönlendirmenin önemini benzeri pek çok hâdisede görmek mümkün.

“Boş kaldın mı, hemen başka işe koyul!” (el-İnşirah, 7) âyet-i kerîmesi, hayatın boşluk kabul etmeyişini, plânlanıp programlanmadığında herhangi bir şekilde dolacağını muhteşem bir şekilde ifade etmekte…

İmâm-ı Şâfiî Hazretleri’nin, “Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni istilâ eder.” îkazı, bu âyeti tefsir eden en vecîz ifadelerden…

İslâm düşmanı çevrelerce, gençlerimize yönelik oynanan pek çok oyunun hedefinde de bu var. Onların enerjilerini zararlı mecrâlara yönlendiremezlerse, en azından faydalı işlerden uzak tutmayı, bir boşluk içerisinde döndürüp durmayı, maalesef çoğunlukla başarmaktalar. Onlara bu kötü niyetlerinde fırsat vermeden gençleri bir spor ya da sanatla meşgul olmaya teşvik edip, bunun için müsbet ortamlar hazırlamak; bu vesîleyle iyi arkadaşlarla kaynaşmayı sağlamak uğrunda ne kadar strateji ve taktik geliştirilse azdır diye düşünüyorum. Zira gencin ruh dünyasını tahrip etmek için hazırlanmış öyle çok tuzak var ki… Gözleri, gönülleri ve zihinleri yorgun ve târumâr hâle gelmeden el ele vermek ve bu uğurda gösterilecek hiçbir çabayı küçümsememek gerek.

Meselâ, en azından derslerini sorduğumuz kadar, doya doya oynayıp oynamadıklarını da sorarak; bunu önemsediğimizi ifade etsek, gençler ne kadar mutlu olacak ve anlaşıldıklarını hissedeceklerdir. Genç, ebeveyni ya da öğretmeniyle ne kadar hoş vakit geçirebilirse ciddî meseleleri dinlemeye o kadar elverişli hâle gelecektir.

Benden on yaş büyük olmasına rağmen en iyi dostum olan muhterem ağabeyimden bahsetmeden geçemeyeceğim. Çocukluk ve gençlik yıllarımda yoğun ders temposu içinde ne zaman biraz bunalsam, benimle saatlerce yürür, eğlenceli hikâyeler anlatır, muhabbetle konuşur; ayrıca bulmacalı oyunlar ve eğlenceli pikniklerle bütün yorgunluğumu alırdı. Hâl böyle olunca en ufak bir isteğini yerine getirmek benim için zevk olurdu; öğüt ve tavsiyelerini ikiletmemeye çalışırdım. Böylece, bu empati ve muhabbet merkezli tutumun ehemmiyetini yakînen tecrübe etmiş oldum.

Diyeceğim o ki, gençlerin eğlenme ihtiyaçlarını güzel ve yeterli bir şekilde gidermelerine destek olmalıyız ki, ruh dünyalarına her yönüyle değer verildiğini hissedebilsinler. Böylelikle uhrevî saâdetlerine medâr olacak faaliyetler yapmaları için bir tavsiyede bulunduğumuzda, aramızdaki dostluk ve muhabbetin hatırından dolayı kulak verir hâle gelebilsinler.

“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfî gelir!” diyor ya Bediüzzaman Hazretleri… Gençlere, harama bulaşmadan, taviz kapısı aralamadan da, eğlenceli ve hoşça vakitler geçirmenin imkânlarını hazırlamak; “âcil eylem plânları”mızın başında olmalı…

Onlardan ideal olanı beklerken; ürkütmeden, sıkıp bunaltmadan, kaş yapacağım derken göz çıkartmadan, tedrîcîlik esasını unutmadan hareket etmemiz çok mühim... Helâl dâirenin keyfe kâfî oluşu meselesine misal olarak ergenlik çağına girmeye yaklaşmış bir kızımızın tesettürünü ele alalım. Kız arkadaşları ve mahremlerinin yanında giyinip süslenmesini takdir ve teşvik edip, nâmahrem karşısındaki kıyafet ve tutumun ölçülerini Rabbimizin belirlediğini, gaye ve faydalarıyla birlikte anlatmak daha tesirli olacaktır. Yani beğenilme, cicili bicili kıyafetlerle ve takılarla bezenme isteğini helâl olan ortamlarda rahatça gerçekleştirmeli ve bunda bizden destek görmeli ki, tesettürün farz olduğu durumlara daha rahat hazırlanabilsin. Ayrıca iki hâlin arasındaki bakışlara dâvet farkını bizzat tecrübe ederek meselenin hikmetlerini hazmedebilmesi kolaylaşsın.

“-Günah!”, “Allah yakar!..” vb. cümlelerinin nebevî metotla bağdaşmayan, sert ve itici ifadelerinden sakınıp, tatlı bir dil ve üslûpla îzahı tercih etmek, her zaman şiârımız olmalı…

 Her şeyden önce gencin doğru örnekleri görebilmesi, eğitimin en önemli kısmıdır. Kızların ablaları, erkeklerin de ağabeyleri bulunması, olmazsa olmaz ihtiyaçlarıdır. Bunun için ebeveynler şuurlu âilelerle bir araya gelmeye, gerek ev, gerek piknik vs. ortamlarında çocuk ve gençlerin kaynaşmalarına zemin hazırlamaya çalışmalıdır.

Abla ve ağabeyler kadar mühim olan “akran ihtiyacı” için de benzer yollar takip edilmeli; yaygın eğitim faaliyetleriyle güzel arkadaşlık münâsebetlerinin temelleri atılmalıdır. Anne ve babanın bu konuda birbirini desteklediği durumlarda iş kolaylaşmaktadır. Zira erkekler için baba, kızlar için annenin rol modelliği ve kaynaştırıcı fonksiyonunu, tek taraflı olarak îfaya çalışmak son derece zor bir durumdur. Ama şartlar ne olursa olsun pes etmemek, elinden gelen bütün imkânları seferber edip fırsatlar oluşturmak, sonradan “âh vâh” etmemek için îfâ edilmesi gereken vazifelerdir.

Gençlerimizin dînî değer ve sorumluluklara bakış açısını şekillendirici en önemli unsurların başında, bu değer ve sorumlulukların şuurunda olması beklenen biz ebeveyn ve eğitimcilerin hâli gelmekte şüphesiz… Peygamber Efendimizin:

 “Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: «Ben oruçluyum!» desin.” (Buhârî, Savm, 2) buyurmasına rağmen; tam tersine asabî ve sert tavırlara orucu sebep göstermek, yaygın bir hâl hatası meselâ...

“-Zaten oruçluyum(!)” diye başlayıp, gerginlik sebebi olarak orucu göstermemiz, gencin oruç denince zihninde olumsuz hâller canlanmasına zemin hazırlamaz mı? Velhâsıl, güzel hâl ile olan eğitimin müsbet tesiri kadar, kötü hâllerin menfî tesiri de unutulmamalı.

Uzman Gözüyle Gençlerin Dinî Eğitimi

Gençlerin dînî eğitiminde gösterilecek tutum ve yaklaşımlar, elbetteki kitap hacminde bir konu… Ana hatlarıyla değinmeye çalıştığımız bu konuyu, klinik psikolog Mehmet Dinç Bey, radyo programlarında etraflıca ele almış.[2] Radyo arşivinden dinleyip, not alarak takip etmeyi şiddetle tavsiye edebileceğim bu programlardan kendi aldığım birkaç notu paylaşarak konuyu nihayete erdirmek istiyorum.

“Eğitimde kalıcı tesir bırakmış, örnek olarak ilham veren eğitimcilerin (ebeveynlerin) özellikleri:

1- Her öğrencinin (gencin) ihtiyacı hakkında bilgi sahibidir.

2- Her öğrencinin gelişimiyle ilgili, ilgi ve bilgi sahibidir, sürece dâhil olur.

3- Kurallar ve sınırlamalar açısından tutarlıdır. Bu kural ve sınırlamalar minimum, yapılabilir ve güç yetirilebilir niteliktedir.

4- Cesaret ve ümit verir, teşvik eder, moral ve enerji kaynağıdır. Alternatif imkân, zemin, destek hazırlar. Korkutmaz, kötü, eksik, âciz, güçsüz hissettirmez.

5- Sevgi dolu, samimidir.

6- Her öğrencinin (evlâdın) başarma yeteneğiyle ilgili olumlu düşünceye sahiptir. Hiçbir insan boşuna yaratılmadığı için onun da başarılı olabileceği sahalar bulunduğuna bütün kalbiyle inanır.

7- Rahattır, kendini kasmaz, karşısındakini rahatsız hissettirmez.

8- Olumlu olanı vurgular.

9- Kötülemeden disipline eder.

10- Mükemmeliyet beklemez.

11- Mizah duygusuna sahiptir, süreçten keyif alır, keyif verir, eğlencelidir.

12- Herkesin içinde cezalandırmaz.

13- Gençlere, kendine güvenmeyi telkin eder.

14- Unutmayı, affetmeyi bilir.

15- Hiç vazgeçmez. Öğrencisinden, çocuğundan ümidini kesmez.

“Eğitimle gençlere ne verelim ?” Bu işin “olmazsa olmaz”ları nelerdir? derseniz:

a- İrade, b- Kahraman, c- Rehber, d- Refik, e- Hedef.

Bu beş şeye sahip olmalarını sağlayabilirsek, eğitimin omurgasını sağlam oturtmuş oluruz, inşâallâh.

Rabbimiz, bizi takvâ sahiplerine önder olacak vasıfta gençlerin eğitimine katkıda bulunarak nasiplenenlerden eylesin. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlâkından hisseler alıp gelecek nesillere en güzel bir şekilde köprü vazifesi görebilenlerden olmamızı lûtfeylesin. Sadaka-i câriye gençlerin yetişmesine vesîle olarak amel defterleri kapanmayanların arasına ilhâk eylesin. Âmin.

Dipnotlar:

[1] Bkz: Buhârî, Îman, 7; İbn-i Hanbel, Müsned, III, 206.

[2] Erkam Radyo, “İnsan Bu” programı, 29.10.2013 ve 5.11.2013 tarihli programlar…

Kaynak: Didar Meltem Erdem, Altınoluk Dergisi, Sayı: 163

İslam ve İhsan

GENÇLİĞİN ÖNEMİ

Gençliğin Önemi

İSLAM’DA ÇOCUK EĞİTİMİ

İslam’da Çocuk Eğitimi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.