Ecel Değişir mi? Salih Amellerin Ömrü Uzatması Nasıl Anlaşılmalıdır?
Ecel değişir mi? Salih amellerin ömrü uzatması nasıl anlaşılmalıdır?
Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim DELEN
Ecel, kelime olarak belirli vakit, süre, vade ve bir şeyin son bulma zamanı anlamlarına gelir. Terim olarak ise “Allah tarafından her canlı için takdir edilen hayat süresi ve bu sürenin sonu olan ölüm vakti” şeklinde tanımlanır (Tunç, 1994, 10/380). Kur’ân’da ecel kavramı yalnızca ölüm için kullanılmaz; toplumların, ümmetlerin, borçların, iddet sürelerinin ve hatta kozmolojik düzenin belirlenmiş vakti için de kullanılır. Bu sebeple ecel, Kur’ân’da hem bireyin hayat süresini hem toplumların tarihsel ömrünü hem de âlemdeki düzenin belirlenmiş sonunu ifade eden geniş bir kavramdır (Kurt, 2019, 118-119).
Kur’ân’da ecel ile alakalı birbirinden farklı yorumlanabilecek ayetler bulunmaktadır. Söz gelimi bazı ayetlerde “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri giderler.” (el-A‘râf 7/34) “Allah, eceli geldiğinde hiçbir nefsi geri bırakmaz.” (el-Münâfikûn 63/11) buyrulmaktadır. Bu âyetler, ecelin Allah katında belirlenmiş ve kesinleşmiş bir yönünün bulunduğunu gösterir. Diğer taraftan bazı ayetlerde ise “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; ana kitap O’nun katındadır.” (er-Ra‘d 13/39) ifadesi yer almaktadır. İlk bakışta bu iki grup âyet arasında bir çelişki varmış gibi görünebilir. Fakat kelâm alimleri bunu şöyle izah ederler: Allah’ın ezelî ilminde ve “ümmü’l-kitap” denilen ana kitapta herhangi bir değişiklik yoktur.
Ehl-i Sünnet’e Göre Ecel Tektir
Burada mezheplerin tutumunu ayırmak önemlidir. Ehl-i Sünnet’in genel yaklaşımına göre ecel tektir. Bir insan hangi vakitte ölmüşse, o vakit onun ecelidir. Maktul de kendi eceliyle ölür; hastalıktan ölen de kazada ölen de yaşlılık sebebiyle vefat eden de kendi eceliyle ölür. Tüm bunlar Allah’ın ilminde belirli olan vakitte vefat etmiştir. Alimler bu görüşü şöyle açıklar: Maktulün eceli, Allah’ın ezelde bildiği ve takdir ettiği vakittir. Ehl-i Sünnet açısından ecel, Allah’ın ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla bağlantılıdır; hastalık, kaza, öldürülme, yaşam şartları gibi haricî sebepler ise bu ilâhî takdirin dışında değil, onun içinde değerlendirilir (Teftâzânî, 1998, 2/159-160).
Mu‘tezile ise meseleyi daha çok insan fiilleri, adalet ve sorumluluk ilkesi üzerinden ele alır. Onların adalet anlayışına göre insanın kendi fiillerinde gerçek bir irade ve kudrete sahip olması gerekir. Aksi halde insanın fiilleri sebebiyle sorumlu tutulması adaletle bağdaşmaz. Bu sebeple Mu‘tezile, maktulün eceli meselesinde insan fiilinin etkisini daha belirgin biçimde vurgular. Kādî Abdülcebbâr’a göre ihtilaf, ölen kimsenin kendi eceliyle ölüp ölmediği noktasında değil öldürülen kimsenin öldürülmemiş olsaydı yaşayıp yaşamayacağı sorusundadır. Ona göre bu konuda kesin hüküm verilmez; öldürülmeyen kişinin yaşaması da ölmesi de mümkündür (Kādî Abdülcebbâr, 2013, 2/737-739).
Mâtürîdî, özellikle Mu‘tezile’den Kâ‘bî’nin “iki ecel” anlayışını eleştirirken bu görüşün Allah’a acziyet veya cehalet nispet etmek gibi sonuçlara kapı aralayacağını belirtir. Ona göre Allah, kulun sıla-i rahim yapacağını da bunun sonucunda hangi ömre sahip olacağını da ezelden bilir. Dolayısıyla burada Allah’ın sonradan karar değiştirmesi söz konusu olmayıp kulun fiilinin de ilâhî takdirin içinde yer alması söz konusudur. Mâtürîdî’nin ifadesiyle Allah’ın fiilinin, O’nun ilmi dışında gerçekleşmesi imkânsızdır (Mâtürîdî, 1970, 281-282).
Dua, Sadaka ve Sıla-i Rahim Ömrü Nasıl Uzatır?
Bu noktada “Sadaka belayı defeder.”, “Dua kazayı geri çevirir.”, “Sıla-i rahim ömrü uzatır.” gibi rivayetleri nasıl anlamamız gerektiği ayrıca önem kazanır. Bu rivayetler ilk bakışta ecelin değişebileceği şeklinde algılanmaktadır. Nitekim bazı rivayetlerde sadakanın belayı defedeceği ve ömrü uzatacağı ifade edilmiştir (Heysemî, Mecmaʻu’z-zevâid, 3/110; Tirmizî, Kader, 6; Buhârî, Edeb, 12; Müslim, Birr, 20-21). Fakat bu tür rivayetler, Allah’ın ezelî ilminde sonradan bir değişiklik meydana geldiği anlamında anlaşılmamalıdır. Daha doğru yorum şudur: Allah, kulun dua edeceğini, sadaka vereceğini, sıla-i rahimde bulunacağını veya bunları terk edeceğini ezelde bilir ve ecel, rızık, bela ya da afiyet gibi sonuçları bu sebeplerle birlikte takdir eder. (Ali el-Kārî, 1998, 374-375)
Muallak Ecel ve Şartlı Takdir Meselesi
Bunu muallak ecel örneğiyle açıklamak mümkündür. Bir kul hakkında “Eğer annesine hürmet eder, onun duasını alır ve sıla-i rahimde bulunursa ömrü bereketli ve uzun olur; eğer anne-babasına eziyet eder, beddua alır ve akrabalık bağlarını koparırsa ömrü bereketsizleşir veya bazı musibetlere açık hâle gelir.” şeklinde bir açıklama yapmak mümkündür. Fakat Allah Teâlâ o kulun sonunda ne yapacağını ezelî ilmiyle zaten bilir. Dolayısıyla nihai anlamda Allah’ın ilminde bir değişiklik yoktur. Değişiklik, şartlı yazım ve sebepler dünyası açısından bizim nazarımıza göredir.
Bu konuda dikkat edilmesi gereken husus şudur: Anne-babanın duası veya bedduası, sadaka ya da sıla-i rahim, Allah’ın iradesinden bağımsız hususlar/tasarruflar değildir. Bunlar Allah’ın rahmet, hikmet ve adalet düzeninde sebep kıldığı ahlâkî ve manevî vesilelerdir. Bir kimsenin anne-babasını incitmesi, onların gönlünü kırması veya beddualarını alması onun ömrünün mutlaka yıl olarak kısalacağı anlamına gelmeyebilir. Fakat bu durum, ömrün bereketten mahrum kalmasına, huzurun eksilmesine, aile hayatında sıkıntıların artmasına veya dünya ve ahiret bakımından ağır sonuçlara yol açabilir. Buna karşılık dua almak, sadaka vermek, gönül yapmak, akrabalık bağlarını korumak ve salih amelde bulunmak, ömrün hem zahirî hem de manevî bakımdan bereketlenmesine vesile olur. Bu sebeple sadaka ve salih amel, ömrün asıl maksadı olan kemale ve iki dünya saadetine ulaşma imkânını artırır (Teftâzânî, 2015).
Bu hakikati basit bir örnekle anlatmak mümkündür. Her yıl bin meyve veren ve on yıl yaşayan bir ağaç düşünelim. Eğer bir yıl bu ağaç bin yerine iki bin meyve verse, onun biyolojik ömrü yıl olarak uzamamıştır; fakat verimi bakımından sanki ömrüne bir yıl daha eklenmiş gibidir. İnsan ömrü de böyledir. Sadaka, dua, sıla-i rahim ve salih amel, ömrün sadece süresini değil, bereketini, verimini ve ahirete bakan değerini de artırır.
Sıla-i rahmin ömrü uzatması da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Rızkının genişlemesini ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabalık bağlarını gözetsin.” anlamındaki hadis (Buhârî, Edeb, 12; Müslim, Birr, 20-21), İslâm ahlâkının merkezî ilkelerinden birini ifade eder. Buradaki ömür uzaması, bazı âlimlere göre gerçek anlamda şartlı takdirle ilgilidir, yani Allah bir kimsenin akrabalık bağlarını koruyacağını bilir ve onun ömrünü buna göre takdir eder. Bazı âlimlere göre ise bu uzama, ömrün bereketlenmesidir. İnsan akrabasını gözettiğinde yalnızca sosyal bir görev yapmış olmaz; aynı zamanda rahmet, vefa, merhamet ve sorumluluk ahlâkını canlı tutmuş olur. Bu da onun hayatına huzur, bereket ve genişlik kazandırır (Teftâzânî, 1998, 2/160).
Buradan çıkan sonuç şudur: Ecel, Allah’ın ezelî ilminde değişmez. Allah kimin ne zaman, nerede ve nasıl öleceğini ezelden bilir. Fakat bu bilgi insan iradesini, duasını, sadakasını, tedbirini ve salih amelini anlamsızlaştırmaz, bilakis onları insan hayatına değer katan şeyler haline getirir. Böylelikle insanın ettiği dua onun bazı belalardan korunmasına, verdiği sadaka bazı musibetlerin hafiflemesine, yaptığı sıla-i rahim ömrünün bereketlenmesine veya şartlı takdir çerçevesinde daha uzun bir hayat yaşamasına vesile olur. Fakat bütün bunların Allah’ın ilminden bağımsız, kaderi aşan veya bozan şeyler şeklinde algılanmaması ve anlaşılmaması gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- Ali el-Kārî, Nûreddîn Ali b. Sultan Muhammed. Menḥu’r-Ravḍi’l-Ezher fî Şerḥi’l-Fıkhi’l-Ekber. thk. Vehbî Süleyman Gâvcî. Beyrut: Dârü’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, 1419/1998.
- Kādî Abdülcebbâr, Ebü’l-Hasen Kādı’l-kudât Abdülcebbâr b. Ahmed b. Abdilcebbâr el-Hemedânî. Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse. çev. İlyas Çelebi. 2 Cilt. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2013.
- Kurt, Fatih. “Ehl-i Sünnete Göre Ecel”. Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/15 (15 Ocak 2019), 116-131.
- Mâtürîdî, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmûd Mâtürîdî Semerkandî. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiye: Dârü’l-Câmiatü’l-Mısriyye, 1970.
- Teftâzânî, Sa‘düddîn Mes‘ûd b. Fahriddîn Ömer b. Burhâniddîn Abdillâh el-Herevî el-Horâsânî. Şerhu’l-Makāsıd. thk. Abdurrahman Umeyre. Beyrut: Âlemü’l-Kütüb, 2. Basım, 1998.
- Teftâzânî, Sa‘düddîn Mes‘ûd b. Fahriddîn Ömer b. Burhâniddîn Abdillâh el-Herevî el-Horâsânî. Şerḥu’l-ʿAḳāʾid. thk. Muhammed Adnan Derviş. İstanbul: Fazilet Neşriyat, 2015.
- Tunç, Cihat. “Ecel”. TDV İslam Ansiklopedisi. 10/380-382. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994.







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!