Borcuma Karşılık Rehin Altın Aldım Bu Rehinden Alacağımı Tahsil Etmem Doğru mu?

Borcuma karşılık rehin altın aldım. Bu rehinden, alacağımı tahsil etmem doğru mu? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Tabii rehnin maksadı budur. Yani bir kimse bir borç aldığında, o borca mukabil o anda bozdurmak istemediği fakat gerektiğinde bozdurup ödeyebileceği bir imkânının olduğunu ispat eder ve onu alacaklı olan kişiye bırakır. Borcunu ödeyememe durumu söz konusu olduğunda ise, rehin olarak bırakılan şey yerine göre, eğer aynı cinsten ise ondan telafi edilir; değilse mahkeme kararıyla veya rızai bir durumla bozdurulur. Alacaklı olan, alacağını aldıktan sonra kalan kısmı ilgili kimseye iade eder.

Bu durumda kardeşim, bak; sen söz gelimi 100.000 lira borç aldın, ayın 20’sinde ödeyecektin. Ayın 20’si geldi ve sen bu borcunu ödeyemedin. İstersen “Ben sana bu altınları vereyim, bunları bozdur, buradan öde” dersin; istersen “Ben bozdurayım” dersin. Tabii kişinin dinine ve güvenilirliğine binaen bunu söyleyebilir. Yani altınları alıp da bir daha ödemeyecekse bu olmaz.

Böyle bir durumda bu kimseyle olan hukukunu tasfiye eder. Ama eğer yanaşmazsa, bu kimse “O zaman aramızda bir hakem tayin edelim” der ve o hakeme müracaat eder. Hakemin olaya derdest olmasıyla mesele çözüme kavuşturulur. Çünkü burada şöyle bir şey de var: Başkasının malını satan bir kimse, haraç mezat satabilir. Yani “Nasıl olsa ben alacağım 100.000 lirayı alırım; bu altınlar 500.000 liraya da gitse, 400.000 liraya da gitse beni ilgilendirmez; ben içinden 100.000’imi alırım, geriye kalan 300.000’i de adama veririm” türünden bir yaklaşım, karşı tarafın zararına olacak bir davranıştır ve doğru değildir.

Burada hakkaniyet ilkelerine göre davranmak gerekir. Bunun da yolu, iki taraf kendi aralarında anlaşıp bir çözüme ulaşamıyorsa, her iki tarafın da razı olacağı bir kimseyi aralarına hakem olarak koymaları ve onun vereceği hükme razı olmalarıdır. Böylelikle aralarındaki hukuki meseleyi arabuluculuk yoluyla çözmeye gitmek en doğru olandır.

İslam ve İhsan

İSLAM’DA BORÇ ALIP VERMENİN ŞARTLARI

İslam’da Borç Alıp Vermenin Şartları

BORÇ İLE İLGİLİ AYETLER

Borç ile İlgili Ayetler

BORÇ İLE İLGİLİ HADİSLER

Borç ile İlgili Hadisler

BORÇ VERMENİN FAZİLETİ İLE İLGİLİ AYETLER

Borç Vermenin Fazileti ile İlgili Ayetler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.